TEFSİRİN TANIMI

BİRİNCİ BÖLÜM

İ. TEFSİRİN TANIMI

A. Tefsir Kavramı

Sözlükte "açıklamak, beyan etmek" anlamındaki "fesr" kökünden türeyen tefsir, "açıklamak, ortaya çıkarmak, kelime veya sözdeki kapalılığı gidermek" demektir. Kur'an-ı Kerim'in yorumu için "fesr" veya aynı anlamda "tefsire" kelimeleri kullanılırsa da tefsir yaygınlık kazanmıştır. Tefsir kelimesinin maklub olduğu ve "fesr" ile benzer anlamlar taşıyan "sefr" kökünden geldiği de ileri sürülmüştür. "Sefr" kelimesinin kadının yüzünü açması, baştaki sarığın alınmasıyla başın ortaya çıkması ve sabahın aydınlıkla belirmesi gibi bir şeyin üzerindeki perdenin kalkması ve belli olması, kapalı bir şeyin aydınlanması anlamlarında kullanıldığı bilinmektedir. İnsanın iç yüzünü, tabiatını ortaya çıkaran "sefer" de bu kökten gelmektedir.5

Tefsir Kur'an'ı anlama ve açıklamaya yönelik faaliyetler bütünüdür. Kur'an anlaşılmadıkça uygulanamaz. Uygulanmadıkça da – İslam'a göre insanların yaratılış sebebi olan - Allah'a kulluk, O'nun rızasına uygun bir hayat gerçekleşemez. Kur'an'ı anlamak, Allah'ın ne demek istediğine ulaşmak için yapılan çabalar iki kelime ile ifade edile gelmiş olup bunların ilki aynı zamanda bir ilmin adı olan "tefsir", ikincisi de

"te'vil'dir. Tefsir kelimesi "maddi bir şeyin üstünü açıp ortaya çıkarmak" manasına da gelmekle beraber daha ziyade "manayı açmak, açık hale getirmek" anlamında da kullanılmaktadır. Kelimeye bu manada Kur'an'da da yer verilmiştir.6

Kur'an'ı doğru anlamak ve tefsir etmek için en önemli şart, onun Allah kelamı olduğunu ve kendisine özgü bir yapısının bulunduğunu kabul etmektir. Kur'an'a beşer kelamı gibi yaklaşma onu anlamanın ve doğru tefsir etmenin önündeki en önemli engeldir. Allah Kur'an'ı, vasıfları yine bizzat Kur'an-ı Kerim'de ortaya konan muttakiler için hidayet rehberi olarak göndermiştir.7

 

5 Birişik, Abdülhamid, "Tefsir", DİA, İstanbu 2011, XXXX./281.

6 "Onlar sana, herhangi bir mesel -sual veya hal- ile gelmezler ki, biz sana mutlaka en doğrusunu ve en güzel yorumunu getirmiş olmayalım." Furkan, 25/33.

7 İlgili ayetler şunladır. Bakara, 2/2-4; Ali-İmran, 3/138; Maide, 5/15-16; Nahl, 16/102; Fussilet, 41/44. 

Tefsir ilminin mahiyeti bütünüyle Kur’an ayetleridir. Tefsir Kur’an’ın bütün ayetlerini ve kelimelerini tetkik konusu yapar. Tefsir ilminin gayesi, dünya ve ahirette selamete ve mutluluğa ulaşmak için Allah’ın kitabını, onun maksadına uygun şekilde anlamak, anlatmak ve faydalı biçimde çıkarmak ve elde etmektir.8

Kuran’ın ilk müfessirinin Hz. Peygamber olduğu noktasında bir ihtilaf yoktur.

Bunu ehl-i Kur’an ekolü mensupları da kabul etmektedir. Tefsiri ondan ashabı almış, ashap da bu bilgileri tabiine aktarmıştır. Muteber hadis kaynaklarında, Rasülullah yer yer ashabın yanlış anlama ve yorumlamalarını tashih etmekte, yer yer doğrudan bir ayeti veya sureyi yorumlamakta veya kapalı bir noksanı açıklamakta, bazen de sorulara cevap mahiyetinde Kur’an’ı tefsir etmektedir. Ayetteki kapalılığın giderilmesi, bilinmeyen bir kelimenin izahı, ayetin ayetle tefsir edilmesi, ayette anlatılan bir olaya dair ayrıntı verilmesi bu tefsir şekillerindendir. Böylece Rasülullah yaptığı yorumlarla mücmeli beyan, mutlağını takyit, müşkilin tavzih, müphemini beyan, umumunu tahsis ve neshini beyan etmiş, yer yer başka açıklamalar da yapmıştır.9

Her zaman ve her devirde dini, felsefi ve ilmi eserlerin muhatapları tarafından iyice anlaşılıp kavranabilmesi için onların kendilerini iyi anlayanlar tarafından izah edilip açıklanması lazım gelir. Bu gibi eserlerde öyle esas ve prensipler var ki, onu okuyan herkes ne demek istediğini anlayamaz. Hele insanlığı delalet bataklığından kurtaracak esasları ihtiva eden ilahi kitapların muhteviyatı, muhatapları tarafından daha iyi anlaşılması gerekir. O halde, ilahi kitapların sonuncusu olan Kuran’ın Müslümanlar, hatta bütün insanlar tarafından anlaşılıp insanların ona bağlanabilmek için O’nun mutlak surette tefsir ve izah edilmesi icap ediyordu.10

Şimdi ise Kur’an’dan alacağımız örneklerle Hz. Muhammed’in mübelliğ ve mübeyyin olduğunu açıklayalım. Hz. Peygamber tebliğ ve tebyinle mükelleftir. Tebliğ peygamberliğin esaslarından biridir. Tebliğsiz peygamber olmaz. Bu bakımdan Kur’an-ı Kerim’de gerek Hz. Muhammed’e ve gerekse diğer peygamberlere ait tebliğ emirleri pek çoktur. Biz bunlardan bir kaç tanesini örnek almakla iktifa edeceğiz.11

 

8 İbn Kesir, Hadislerle Kur'an-ı Kerim Tefsiri, (trc. Bekir Karlıca, Bedreddin Çetiner), Çağrı yayınları, İstanbul 1983, I, 419.

9 Birişik, a.g.e., s. 284.

10 Cerrahoğlu, İsmail, Tefsir Usûlü, TDV Yayınları, Ankara 1991, s. 210.

11 Maide, 5/67; Nahl, 16/44; İbrahim, 14/4; Sad, 38/29.

B. Tefsirle Anlam Yakınlığı Olan Kavramlar.

1. Te’vil

Kur’an-ı Kerim’in yorumu hakkında tefsir dışında te’vil, tebyin, beyan, ta’lim gibi kelimeler kullanılmaktadır. Tevil kavramının kökü "evl” olup, bir şeyin dönüp dolaşıp vardığı son nokta, sözün neticesi, işin akıbeti, rüyanın yorumu gibi anlamlara gelir. Terim olarak tevil, Allah’ın Kur’an lafzında açık olmayan muradını kelamın akışına, kitap ve sünnete uygun düşecek tarzda ilgili lafzın muhtemel manalarından çıkararak açıklamak demektir.12 Kur’an’ın çeşitli yerlerinde geçen kelime Alu İmran suresinde terim anlamına zemin hazırlayacak biçimde müteşabih ayetlerin açıklanması kapsamında kullanılmıştır. 13 Rüyanın yorumu anlamında daha çok Yusuf kıssasında geçen te’vil kelimesi 14 terim manasını teyit eder mahiyettedir. Hz. Musa ile Hızır kıssasında olayların iç yüzünün açıklanmasıyla ilgili biçimde te’vil kelimesi yer almaktadır.15 Te’vil kelimesi zaman zaman tefsir manasında kullanılmış ise de ikisi arasında fark vardır. Tefsir, kelimenin kesin anlamıdır. Te’vil ise kesinlik olmadan muhtemel anlamlardan birini tercih etmektir.16

2. Tercüme

Sözlükte "açıklamak, tefsir etmek, bir metni bir dilden diğerine çevirmek, bir kimsenin hayatını anlatmak” manalarındaki tercüme kelimesi (çoğulu terâcim) terim olarak hadis kitaplarının ana bölümleriyle alt bölümlerin başlıklarını, hadis metnini birbirine nakleden ravilerin isimlerinden oluşan senedi, bir kimsenin biyografisini ve içinde aynı senetle rivayet edilen hadislerin toplandığı kitapları ifade eder. Tercüme aslında "insan, yer, bölge, olay, kitap gibi şeylere isim ve unvan verme ve bunları tanımlama” anlamına gelir. Unvan vermek, unvanın altında ayrıntılı biçimde açıklanan hususları başlıkta özet halinde sunmak ve bir manada bunları kısa şekilde tanımlamak demektir.17

Tercüme bir kelamın manasını diğer bir lisanda dengi bir tabir ile aynen ifade etmektir. Tercüme aslın manasına tamamen mutabık olmak için sarahatte, delalette,

12 Birişik, a.g.e., s. 281.

13 Ali-İmran, 3/7.

14 Yusuf, 12/6, 21, 36, 37, 44, 45, 100, 101.

15 Kehf, 18/78, 82.

16 Ateş, Süleyman, Yüce Kur'an'ın Çağdaş Tefsiri, Yeni Ufuklar Neşriyat, İstanbul 1988, I, 52. 17Ahatlı, Erdinç, "Tercüme", DİA, İstanbul 2011, XXXX./483.

icmalde, tafsilde, umumda, hususta, ıtlakta, takyit’te, kuvvette, isabette, hüsnü edada,

üslubu beyanda, hasılı ilimde, sanatta asıldaki ifadeye müsavi olmak iktiza eder. Yoksa tam bir tercüme değil, eksik bir anlatış olmuş olur.18

Lügat ve terminolojik anlamına bakıldığında iki tür tercümeden söz etmek mümkündür.

a.Harfi veya lafzi tercüme: Cümlenin nazmında ve düzeninde aslına benzemesi hedef alınan veya başka bir deyimle müradifinin yerine konmaya benzeyen tercümedir.

b. Manevi veya tefsiri tercüme: Cümlenin düzeninde ve tanziminde aslına

benzetilmesi gözetilmeyen tercümedir. Bu tercümede asıl hedef eserin ana dilindeki metninde kastettiği maksadın ve anlamın çevrilen dilde gayet güzel ve akıcı bir şekilde ifade edilmesidir.19

3. Meal

Meal kelimesi de esasen tevilin mehazı olan "evl” manasına mastarı mimidir. Bir

şeyin varacağı gaye manasına ismi mekan da olur ki, tevilin hâsılı demektir. Bundan başka meal bir şeyi eksiltmek manasına da gelir. Onun için örfte bir kelamın manasını her vecihle aynen değil de biraz noksanıyla hasılına göre ifade etmeğe de meal denilmiştir. Bizim meal tabirini tercih etmemiz de bu eksiklik haysiyetiyledir.20

Kur’an-ı Kerim’in tam bir tercümesi yapılamayacağına göre onun sadece aslına yakın bir şekilde biraz noksanıyla ifade etmeğe yani tefsiri tercümesini yapmağa

Kur’an’ın tercümesi demekten kaçınılmış, tercüme sözü yerine meal lafzı kullanılmıştır.

Meal kelimesi "evl” kökünden mimli mastardır. Bir şeyin varacağı yer ve gaye manasında mekân ismi de olur. Bir şeyin koyulaşıp katı hale gelmesine de meal denir. Istılahta ise bir sözün manasının her yönüyle aynen değil de biraz noksanıyla ifade edilmesine meal denir. İşte Kur’an-ı Kerim’in tercümesi için kullanılan meal kelimesi onu aynen tercüme etmeye imkân olmadığını, daha doğrusu yapılan işte bir eksikliğin mevcut olduğunu belirtmek içindir.21 Arapça bilmeyen Müslümanlara mümkün mertebe

Allah’ın kelamını kendi dilleriyle anlatmak ve Müslüman olmayanlar arasında İslami

18 Yazır, Elmalılı Hamdi, Hak Dini Kur'an Dili, Eser kitabevi, İstanbul 1971, I, 9.

19 İbn Kesir, a.g.e., s. 376.

20 Yazır, a.g.e., s. 30.

21 Cerrahoğlu, a.g.e., s. 220.

yaymak için Kur’an-ı Kerim’in tercümesi zaruridir. Bunun da salahiyetle heyetler tarafından yapılması gereklidir.

 

 

 

Önceki Sayfa