BESMELENİN TAHLİLİ VE BAZI KELİMELERİN AÇIKLANMASI

A. Besmelenin Terkibi ve Bazı Kelimeler 

1. Besmelenin Manası Arapçada besmele mastardır. "Allahın adını anmak" anlamındaki tesmiye de besmele yerine kullanılır. Türkçede "besmele çekmek", bismillah demek deyimleri besmeleyi okumak anlamına gelir. "Eûzu-besmele" ise, "Kovulmuş şeytanın şerrinden Allaha sığınırım" anlamındaki "Eûzu billahi mine'ş-şeytâni'r-racim" cümlesiyle besmelenin ortak adıdır. İslam'dan önce Araplar işlerine bazen "bismi'l lât ve'l uzzâ" diye putlarının adıyla, bazen de "bismikellâhumme" diye başlarlardı. Kur'an-ı Kerim'deki besmele ayeti80 nazil olduktan sonra besmele son şeklini almış, Hz. Peygamber hayatının sonuna kadar hep bu ibareyi kullanmış, besmelenin yazıldığı ilk satıra başka hiç bir şeyin yazılmamasını da emretmiştir. İslam'da gerek dünya gerek ahretle ilgili olsun her önemli ve meşru işe besmele ile başlamak tavsiye edilmiştir. Hz. Peygamber bir hadisinde "Besmele ile başlanmayan her iş bereketsiz ve güdüktür" 81 buyurmuştur. Onun birçok iş münasebetiyle besmele çektiği ve besmeleyi tavsiye ettiği hadis kitaplarında rivayet edilmiştir. Ayrıca belli ibadetlerde ve hayvan kesimi sırasında besmele çekmenin gerekli olduğu da bilinmektedir. Bir Müslüman her hangi bir işe başlamadan önce besmele çekmekle, "nefsim veya başka bir varlık adına değil Allah adına, O'nun rızası için ve O'nun izniyle başlıyorum" demek ister. O'nun Rahman ve Rahim isimlerinin tecelli etmesini beklediğini, böylece hem dünya hem de ahiret saadeti dilediğini, giriştiği işe güç yetire bilmesi için gerekli olan kudretin Yüce Allah tarafından ihsan edilmesini temenni 80 Neml 27/30. 81 Aclûnî, İsmail b. Muhammed, Keşfu'l-Hafa ve Mezilu'l-İlbas, (thk. Abdulhamid b. Ahmed), y.y., 2000, II, 140. 24 ettiğini ve kendisinin devamlı olarak O'nun yardımına muhtaç olduğunu bildirmiş, böylece ezeli kudretin yardımına celp etmiş olur.82 İslam kültürü bir kimsenin her işe Allah adıyla başlamasını gerektirir. Eğer bu bilinçli bir şekilde ve samimiyetle yapılırsa, şu güzel sonuçları doğurur. Birincisi, bu kişiyi kötülükten uzak tutacaktır. Çünkü Allah ismi onun, kötü bir niyeti veya yanlış bir davranışı onun adını anarak yapmaya hakkı olup olmadığı konusunda düşünmesini sağlayacaktır. İkincisi ise, Allahın yardım ve nimetiyle karşılaşacak ve şeytanın aldatmalarından korunacaktır. Çünkü kim Allah'a yönelirse, Allah da ona yönelir.83 Besmele dilimize genellikle "Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla" şeklinde çevrilmektedir. Bu cümlede zikredilmeyen fakat her besmele okuyanın başlayacağı işe göre niyetinde bulunan "...okuyorum, başlıyorum, yapıyorum, yiyorum" gibi bir yüklem vardır. "Allah'ın adıyla yemek, okumak" ifadesinden Türkçede "yenen ve okunanın Allah'ın adıyla birlikte yenildiği veya okunduğu" anlaşılır. Bu mana kastedilmediğine göre maksadı doğru anlatabilmek için besmeleyi "Rahman ve Rahim olan Allah'ın adına", Allah'ın adını anarak, Allah'tan yardım dileyerek şekillerinde çevirmek de uygun olur. Kul herhangi bir davranışta bulunurken, önemli bir işe teşebbüs ederken önce Eûzu çekerek muhtemel olumsuz etkinleri defetmekte, sonra da besmeleyi okuyarak "kendinin tek başına yeterli olmadığını, başarı ve gücün ancak Allah'tan gelebileceğini, Allah'ın yer yüzünde halife kıldığı bir varlık olarak O'nun mülkünde, O'nun adına tasarrufta bulunduğunu, asıl Malik ve Hâkim olan Allah'ın koyduğu sınırları aşarsa emanete hiyanet etmiş olacağını", peşinen kabul etmekte ve bundan güç almaktadır.84 "Bismillahirrahmânirrahîm" buyruğu, Yüce Allah'ın bizim kitabımıza da özel olarak bu ümmete Süleyman(a.s)'dan sonra indirmiş olduğu buyruklardandır. Kimi ilim adamı şöyle demiştir: "Bismillâhirrahmânirrahîm" şeriatın tümünü ihtiva etmektedir. Çünkü bu ifade, hem Allah'ın zatına, hem sıfatlarına delalet etmektedir. Bu doğru bir açıklamadır.85 Allah'ın isminden yardım istemeye gelince bunun mahiyeti fiilin dinen 82 Yıldırım, Suat, "Besmele", DİA, İstanbul 1992, V/ 529-530. 83 El-Mevdûdî, Ebü'l-A'la, Tefhîmu'l-Kur'ân, (trc. Anonim), İnsan yayınları, İstanbul 1986, I, 28. 84 Kurân Yolu Türkçe Meal ve Tefsir, I, a.g.e., s. 58-59. 85 Kurtûbî, Ebu Abdullah Muhammed b. Ahmed, el-Câmiu li ahkâmi'l-Kur'ân, (thk. Ahmed el Berdevi, İbrahim Atfiş), Kahire 1964, I, 91. 25 geçerli sayılması için Allah'ın adını zikretmektir. Yüce Allah'ın ismiyle başlanmayan bir iş, dinen yok hükmündedir.86 İbn Cerir et-Taberî şöyle der: Zikri yüce, isimleri mukaddes olan Allah(c.c) muhakkak elçisi Muhammed(s.a.s)'e en güzel isimlerinin her işin ve sözün başlangıcında okunmasını öğretmiştir. Bu öğretiş Cenab-ı Allah'ın bütün kulları için itibar edecekleri bir yol olmuştur. Besmele, bütün konuşmaların, mektupların, kitapların kısaca bütün işlerin başlangıcında söylenir. Hatta insan başlangıçta bismillah dedi mi, neye başladığını da ifade etmiş olur. Besmele çektiği zaman, eğer bu çekiş bir sureye başlamadan olmuşsa kıraati, ayağa kalkmak için ise kıyama, özetle ne iş yapacak, ne söyleyecek ise besmelenin başlangıcında muradı meydana çıkar.87 

2. Besmeledeki İsim Besmeledeki bâ, gizli bir "başlıyorum" veya "okuyorum" filine bağlıdır. Allah'tan yardım dileyerek başlıyorum veya okuyorum yahut Allah'ın adına okuyorum, demektir. İsim kelimesi ise yükseklik anlamındaki "sümüvv"den gelir. Başı sükûn üzere mebni isimlerden olduğu için başına bir hemze getirilerek "isim" şekline sokulmuştur. İsim varlıklara ad olan kelimeye denir.88 "Allah'ın doksan dokuz adı vardır onları sayan Cennete girer" 89 hadisine göre Allah'ın doksan dokuz ismi vardır. Kur'an-ı Kerim'de isim kelimesi yirmi ayette Allah'a nispet edilmektedir. Bazı ayetlerde Rabbin isminin yüce olup hayırlara vesile teşkil ettiği ifade edilmiş,90 bazı ayetlerde "İsmi Rabbik", terkibine "Azîm" sıfatı,91 başka bir ayette de aynı terkibe "A'la" nitelemesi eklenmiştir92 ve bu gösterdiğimiz ayetlerin hepsi Allah'ın isminin tenzih edilmesini emretmektedir.93 İsim aslında sözlük anlamıyla bir şeyin zihinde doğmasını sağlayan işaret ve alamet demektir. Örfte tek başına anlaşılır bir manaya delalet eden kelime diye tarif edilir ki, o manaya veya onun dışta veya zihinde gerçekleşen asıl şekline müsemma 86 Şeyhü'l-İslam Ebu's-Suûd, Ebu's-Suûd Tefsiri, (trc. Ali Akın), Sistem Matbaacılık, İstanbul 2006, I, 53. 87 Taberî, Muhammed b. Cerir, Câmiu'l-Beyân an Te'vili ayil Kur'ân, (thk. Abdullah b. Abdulmuhsin etTurki, y.y., 2001, I, 111-112. 88 Ateş, Süleyman, Yüce Kur'ânın Çağdaş Tefsiri, Yeni Ufuklar neşriyat, İstanbul 1988, I, 66. 89 Buhârî, Tevhîd, 12; Şurût, 18; Deavât, 82. 90 Rahman, 55/78. 91 Vakıâ, 56/96; Hakka, 69/52. 92 A'la, 87/1. 93 Topaloğlu, Bekir, "İsm-i A'zam", DİA, İstanbul 2001, XXIII/ 75. 26 denilir. Yaygın görüşe göre, ismin aslı "sümüvv", "yücelik" maddesidir. Sıfatlar da aslında ismin kısımlarındandır. Bunun için isimler özel isim veya umuma delalet eden isim diye kısımlara ayrıldığı gibi zat ismi veya sıfat ismi diye de bir birinden ayrılır. Yüce Allah'ın "Esma-i Hüsna"sında bu farkın önemi vardır.94 Kısacası "sümüvv" kökünden türemiş "ism"e bu adın veriliş sebebi, sahip olduğu güç sebebiyle sözün diğer iki kısmı olan harf ve fiilden üstün olduğundan dolayıdır. İsmin harf ve fiilden daha güçlü olduğu da icma ile kabul edilmiştir. Çünkü asıl olan odur. İşte isim, fiil ve harfe üstün geldiğinden dolayı, ona üstün anlamında "isim" adı verilmiştir.95 

3. Allah Lafz-ı Celâli Allah kelimesinin kökü ilahtır. İlah, lügatte hak olsun, batıl olsun, mabud (tapılan) demektir. İlah kelimesi sükunet bulmak anlamına yine aynı kökten gelir. Çünkü gönüller, Allah'ın zikriyle huzur ve ruhlar O'nun marifetiyle sükunet bulur.96 Sonra tevhide inananlar ilah kelimesini genellikle "mabudu bil hakk" (hak olan mabut) için kullanmaya başlamışlardır. Allah kelimesi de hak mabuda mahsus bir isim olarak O'ndan başkasına verilmemiştir.97 Allah lafzı Cenab-ı Hakk'ın ismi âzâmıdır. Çünkü bütün sıfatlarla sıfatlanır. Mevla'nın diğer isimlerinin hepsi O'nun sıfatları yerinde kullanılmıştır. Nitekim Kur'an "En güzel isimler Allah'ındır, onlarla Allah'ı çağırınız" dedi.98 Veya diğer bir ayette "De ki; Allah diye çağırın veya Rahman diye çağırın (hangi ismiyle) çağırırsanız sonunda en güzel isimler onundur" 99 diye buyurmuştur. Ve Allah kelimesi "Zat-ı Kibriya"dan başkasına isim olarak verilmemiştir.100 Allah lafzı yüce ve mübarek Rabbin özel ismidir. Onun ism-i azam olduğu söylenir. Çünkü Allah'ın bütün isimlerini içine almaktadır.101 94 Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini Kur'an Dili, Azim Yayıncılık, İstanbul, ty, I, 38-39. 95 Kurtûbî, a.g.e., I, 101. 96 Rad, 13/28. 97 Ebu's-Suûd, a.g.e., I, 53. 98 A'raf, 7/180. 99 İsra, 17/110. 100 Arslan, Ali, Büyük Kur'an Tefsiri, Arslan Yayınları, İstanbul, t.y., I, 183. 101 İbn Kesir, Ebul Fida İsmail b. Ömer, Muhtasaru Tefsirî İbn Kesir, (thk. Muhammed Ali es- Sabuni), Lubnan 1981, I, 19 27 Allah lafzı Cenab-ı Hakk'ın zatını, sıfatlarını, fiillerini, hep birden ifade eden lafza-i celaldir. Bütün kemal sıfatları ondadır. Hak ve batıl mabutlara verilen Tanrı kelimesi onun yerini tutamaz.102 Bu mübarek kelime başka hiçbir varlığa isim olamaz. Ve başka bir kelime ile tercüme de edilemez. Bazı kimseler bu kelimeyi Tanrı, İlah gibi kelimelerle tercümeye yelteniyorlarsa da bu hareket yalnıştır. Çünkü Allah, Allah'tır. Başka türlü ifade eksik veya sakattır.103 Onun içindir ki, başta Peygamber efendimiz olmak üzere bütün müminler her meşru işe başlarken ve okurken: "Rahman ve Rahim olan Allah adına, namına" diyerek yalnız O'nun emrinde, yalnız O'nun yolunda, ancak O'nun ahkâmını, O'nun dininin icra edileceği, kendi arzuları, kendi çıkarları değil, sadece O'nun sözünün geçerli olduğunu ifade ederler.104 Bundan dolayı Allah diye adlandırılan en büyük ve en yüce zat kâinatın meydana gelmesinde, devamında ve olgunlaşmasında bir ilk sebep olduğu gibi "Allah" yüce ismi de ilim ve irfan dinimizde öyle özel ve yüce bir başlangıçtır. Yüce Allah'ın varlığı ve birliği tasdik edilmeden kâinat ve kâinattaki düzeni hissetmek ve anlamak bir hayalden, bir seraptan ve aynı zamanda telafisi imkânsız olan bir acıdan ibaret kalacağı gibi, "Allah" özel ismi üzerinde birleştirilmeyen ve düzene konmayan ilimlerimiz, sanatlarımız, bütün bilgiler ve eğitimimizde iki ucu bir araya gelmeyen ve varlığımızı silip süpüren, dağınık fikirlerden, anlamsız bir toz ve dumandan ibaret kalır. İşte "Allah" yüce ismi, bütün duygularımızın, düşüncelerimizin ilk şartı olan öyle derin ve bir tek gizli duygunun, görünen ve görünmeyen varlıkların birleştikleri nokta olan parıltı halinde, hiç bir engel olmaksızın doğrudan doğruya gösterdiği Yüce Allah'ın zatına delalet eden, yalnızca O'na ait olan özel bir isimdir. Özetle Allah ismi türememiş ve başka bir dilden Arapçaya nakledilmiş değildir. Başlangıçtan itibaren özel bir isim olarak kullanılmıştır. Ve Yüce Allah'ın zatı bütün isimler ve vasıflardan önce bulunduğu gibi, Allah ismi de öyledir. Allah ismi uluhiyet (ilahlık) vasfından değil, ilahlık ve mabudiyet (tapılmaya layık olma) vasfı ondan alınmıştır. Allah, ibadet edilen zat olduğu için Allah değil, Allah olduğu için, kendisine ibadet edilir. Onun Allahlığı tapılmaya ve kulluk edilmeye layık olması 102 Çantay, Hasan Basri, Kur'an-ı Hakim ve Meal-i Kerîm, Akit yayınları, İstanbul 2011, I, 12. 103 Emiroğlu,Tahsin, Esbab-u Nuzûl, Ofset yayınları, İstanbul 1978, I, 3. 104 Kaleli, Süleymanoğlu Hüseyin, Allahın Sözü Tefsirlerin Özü, Ofset yayınları, Konya 2012, I, 3. 28 kendiliğindendir. İnsan, puta tapar, ateşe tapar, güneşe tapar, kahramanlara, zorbalara veya bazı sevdiği şeylere tapar, taptığı zaman onlar ilah, mabud (kendisine tapılan) olurlar, daha sonra bunlardan cayar, tanımaz olur, o zaman onlar da iğreti alınmış mabudiyet ve tanrılık özelliklerini kaybederler. Hâlbuki insanlar, ister Allah'ı mabud tanısın, ister mabud tanımasınlar, O bizzat mabuddur. O'na her şey ibadet ve kulluk borçludur. Ve bu yüce isim, lisan açısından da adının sahibi gibi bir ezeliyet perdesi içindedir ve bütün bunlardan en basit bir mana edinmek için söylenecek söz, hayret ve büyüklüktür.105 

4. er-Rahman adı Merhamet etmek, severek ve acıyarak korumak anlamındaki rahmet kökünden türeyen Rahman kelimesi "şefkat ve merhamet eden acıyan" demektir. Kelimenin kök manasında "yufka yürekli olmak, acımak, birinin üzüntüsüne ortak olmak" gibi beşeri duygusal unsurlar bulunduğundan Allah'a nispet edildiğinde "Sonsuz merhametiyle lütuf ve ihsanda bulunan" şeklinde anlam verilmiştir.106 Rahman ve Rahim isimlerinin ikisinin birden Allah'tan başkasına nispet edilmesi mümkün değildir. Çünkü bunlar, Kur'an'da 114 defa tekrarlanan besmelede Allah lafzı ile beraber O'nun zatına izafe edilmiştir. Ayrıca, "İlahınız tek bir ilahtır, O'ndan başka tanrı yoktur. O, Rahman ve Rahimdir" mealindeki ayetle107 benzeri diğer ayetler bu iki ismi zat-ı ilahiyeye has kılmaktadır.108 Rahman ve Rahim'in ilahi isimler olarak anlam farkları üzerinde durulmuştur. Yaygın kanaate göre Rahman dünya hayatında her kesi, Rahim ise ahirette sadece müminleri kapsayan ilahi rahmeti ifade eder. Nitekim Kur'an'da Allah, rahmetinin her şeyi kuşattığını beyan ettikten sonra onu son peygambere iman edip belli niteliklere sahip olan kimselere ileride ayrıca lütfedeceğini belirtmiştir.109 Rahman, mahlûkatına şefkat ederek onlara rızkı veren, onlar üzerinden belaları uzaklaştıran, takva sebebiyle takva ehlinin rızkını artırmayan ve facir (günahkar) kişiye 105 Yazır, a.g.e., I, 39, 41, 48,49. 106 Topaloğlu, Bekir, "Rahman", DİA, İstanbul 2001, XXXIV/ 415. 107 Bakara 2/163. 108 Fatiha, 1/3; Neml, 27/30; Fussilat, 41/2; Haşr, 59/22. 109 A'raf, 7/156-157. 29 günahından dolayı rızkını eksiltmeyen, aksine her kese dilediği şekilde rızkı veren, Allah demektir.110 Ancak burada şunu ifade edelim ki, insan işini Allah'a havale ederken, Onu Rahman ve Rahim olan Allah'a bıraktığını söylemektedir. Her iki isim de rahmet manasını taşıdığına göre Allah kullarının işlerini "rahmet" sıfatlarıyla yürütmekte, onlara o sıfatlarla yaklaşmaktadır. İşlerin başında er-Rahman, sonunda er-Rahim sıfatlarıyla muamele etmektedir. Yüce Allah, işini kendisine bırakan ya da Allah adıyla işine başlayan insana rahmetle muamele etmektedir. Yüce Allah'ın Rahman ve Rahim sıfatları bize eğitimde önemli ipuçları vermektedir. Aynı zamanda bu iki kavram Kur'an ahlakının iki anahtar terimidir. Yüce Allah merhamet sıfatından insanlara da bir cüz verdiği için Kur'an ahlakı ile ahlakla nacak kişiler, eğitimciler, ana-babalar, halkın, öğrencilerin ve çocukların meselelerini merhamet dairesi içinde ele almalı ve çözümlemelidirler. Siyasetin, eğitimin ve iş hayatının temelleri merhamet üzerine kurulmalıdır. Kısacası yukarıdakilerin aşağıdakilere reva görecekleri muamelenin başı ve sonu merhamet olmalıdır.111 Allah Teâlâ'nın Rahman sıfatı, Rahim sıfatı ile fiile dönüşür ve yaratılmışlarda acımak, esirgemek, görüp gözetmek şeklinde tecelli eder. Rahman sıfatı, Yüce Yaratıcının Kur'an-ı Kerim'de Allah ismine denk tuttuğu yegâne sıfatıdır. "De ki; İster "Allah!" diyerek, ister "Rahman!" diyerek dua edin! Hangisiyle dua ederseniz edin zira en güzel isimler ona aittir...." 112 Bu ayette de görüldüğü gibi Allah ismiyle Rahman sıfatı, Allah'a ad olmakta bir-birine denk tutulmuştur. Bu gerçeği başka bir ayetle de test etmek mümkündür. "Rahman Kur'an'ı öğretti" 113 ayetinin başındaki Rahman'ı kaldırıp yerine, "Allah Kur'an'ı öğretti" denildiğinde manada ne bozulma, ne de bir eksilme söz konusudur. Fakat bir-birinin yerine konulabilen bu iki ismin yerine Allah'ın, diğer sıfatlarından herhangi biri getirilirse, anlam ya bozulur, ya da eksilir.114 

5. er-Rahim adı Rahim "çok merhametli, rahmeti bol" demek olup bu sıfatla kullar da nitelene bilir. Allah'ın rahim sıfat ismi O'nun, daha ziyade kullarının gelecekte elde etmek üzere 110 Bursevî, İsmail Hakkı, Rûhu'l-beyan Tefsiri, Osmanlı yayınevi, (trc. Ömer Faruk Hilmi), İstanbul, t.y, I, 39. 111 Bayraklı, Bayraktar, Yeni Bir Anlayışın Işığında Kur'an Tefisi, Bayraklı yayınları, İstanbul 2003, I, 96. 112 İsra 17/110. 113 Rahman, 55/1-2. 114 Duman, Zeki, Beş Surenin Tefsiri, Fecir yayınevi, Kayseri 1999, s. 29. 30 hak ettikleri, layık oldukları sınırsız rahmetini, lütuf ve merhametini ifade etmektedir. "Esirgemek" ve "bağışlamak" bu sonsuz, engin ve etkisi çeşitli rahmetin ancak bir parçası, etkilerinin yalnızca bir çeşididir.115 Yüce Allah âlemlerin rabbi olmakla kendi zatını nitelendirdikten sonra Rahman ve Rahim olmakla da kendisini nitelendirmektedir. "Âlemlerin Rabbi" olmakla nitelendirilmesinde korkutma anlamı bulunduğundan dolayı hemen akabinde "Rahman ve Rahim" ile nitelendirmiştir. Çünkü bu da (korkutmanın aksi olan) teşvik ihtiva etmektedir. Böylelikle Yüce Allah hem kendisinden korkmayı hem de nimetlerine ümit beslemeyi ifade eden niteliklerini bir arada zikretmiş olur. Bu ona itaatte daha çok yardımcı olsun, isyandan daha çok uzaklaştırıcı olsun diye böyle gelmiştir.116 Tıpkı Yüce Allah'ın şu ayetlerinde olduğu gibi "Kullarıma haber ver ki, ben gerçekten mağfireti bol ve rahim olanım. Benim azabım da elbette en acıklı azaptır." "O Yüce Allah günahları bağışlayan, tövbeleri kabul eden, azabı şiddetli olan ve nimeti geniş olandır." 117 Rahim kelimesinin diğer bir manası da rikkat ve ihsan demektir. Rikkat, müteessir olmak, acımak ve merhamet etmek manasına gelir. Rikkat merhamet edilene ihsanı gerektiren bir duygu halidir. Allah hem rikkat, hem de ihsan sahibidir. Hem merhamet eder, hem de merhametinin gereği olarak ihsan eder. Bunu ayetlerle örneklendirecek olursak; "O müminleri esirgemektedir. O size merhamet etmektedir" 118 ayetlerinde olduğu gibi. Rahim Allah'ın acımasına, esirgeme ve görüp gözetmesine muhtaç olan tüm yaratılmışlara yönelik Rahman vasfı neyi gerektiriyorsa onlara, o şekilde yansıyan bir sıfatıdır. Rahim sıfatı, sadece Allaha' has olmayıp insanlar için de kullanılır. "Ant olsun ki size, kendi içinizden gayet şerefli bir peygamber geldi; sıkıntıya düşmeniz ona ağır geliyor, üstünüze titizlikle titriyor, müminlere ise çok şefkatli ve çok merhametlidir" 119 ayeti buna açık delildir. Allah'ın rahim sıfatı çok merhametli demektir dedik. Fakat bu rahmet, varlıkların başlangıcından çok neticelerine, yani ahirete ilişkindir. Bundan dolayı Allah, dünyanın 115 Heyet, Kur'an Yolu Türkçe Meal ve Tefsir, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, Ankara 2006, I, 59. 116 Kurtubî, a.g.e., I, 139. 117 Hicr, 15/49-50; Mumin, 40/3. 118 Ahzab, 33/43; İsra, 17/66. 119 Tövbe, 9/128. 31 Rahman'ı, ahiretin Rahimi'dir. Yani O'nun ihsanı, dünyada müminlere de kâfirlere de yaygındır. Ahirette ise yalnız müminlere mahsustur. Allah'ın her şeyi yaratması rahmanlığının rahmetinden ileri gelir. Bu fıtri rahmetten uzak kalan hiç bir şey yoktur. Her varlık, Rahman'ın rahmeti içindedir. Ama Rahim iradeleriyle çalışanlara, yaratılış amaçlarını lütfeder. Rahimliğinin rahmeti iledir ki, iyiler mükâfat, kötüler ceza görür. Demek ki, Rahim adının muhtevasında Allah'ın adaleti, cezası ve mükâfatı vardır. Bunun için "Rahman" bütün mahlûkatı rahmetiyle yaratıp besleyen, Rahim ise ahirette müminlere lütfüyle cennet, kâfirlere de adaletiyle azap edendir" diye tefsir edilmiştir.120 B. Besmeleye Dört Mezhebin Bakışı Besmele-yi şerifin Kur'an'dan olduğundan asla şüphe yoktur. Çünkü Neml suresinin otuzuncu ayetinde; "Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla başlayan, Süleyman'dan gelen bir mektup!" diye geçiyor. Besmelenin Fatiha'nın ilk ayeti midir yoksa her suresinin başından bir ayet midir diye mezhep imamları bu konuda kendi delillerini ortaya koymuşlar. İşte ihtilahfta bu husustadır. Bu mesele Maliki ve Şafii mezhepleri arasında şiddetli ihtilafa yol açmıştır. Bu iki mezhebin delillerini açıklamadan bu husustaki mezhep imamlarının fikirlerini sıralayalım. 

1. İmam Şafiinin görüşüne göre, besmele her surenin başından bir ayettir. 

2. İmam Malik'in görüşüne göre, besmele her surenin başından bir ayet değildir. 

3. İmam Azama göre, bu ayet müstakil bir ayettir. Surenin cüz'ü değildir. Sureleri bir-birinden ayırmak için aralarına teberrüken yazılmıştır. 

4. Ahmed b. Hanbele göre ise Fatiha'nın başından bir ayettir, başka surelerden değildir. İşte besmele hakkında görüşler böyle hulasa olunabilir. Besmelenin Kur'an'dan olduğunu inkar eden yoktur. İmam Malik de aynen besmelenin Kur'an'dan olduğunu inkâr etmiyor. Sadece surelerin başından bir ayet değildir diyor. Bildiğimiz gibi Hz. Osman'ın istinsah ettirdiği ve bütün sahabenin kabul ve tasdik elediği ana mushafların hepsinde bütün surelerin başında besmele yazılıdır. Bu besmelenin Kur'an'dan olduğuna en kat'i delildir. Zira ashab-ı kiram, Kur'an'ı, 120 Ateş, a.g.e., I, 67-68. 32 Kur'an'dan olmayan her şeyden tecrit ediyorlardı. Mushaf'ın iki yan kapakları arasında Kur'an'dan olmayan hiçbir şey yazmıyorlardı. Kitabullah'ı muhafaza etmek ve kendilerinden sonra gelenleri şüpheye düşerek Kur'an'dan olmayanı Kur'an'dan zannetmelerine meydan vermemek için son derece ihtiyatlı ve şiddetli hareket ediyorlardı. İki kapak arasında olanlar Kur'an'dandır diye hüküm ediyorlardı. Kur'an'dan olmayan bir şeyi asla yazmıyorlardı. Ashabın herhangi bir kimsenin Kur'an'dan olmayan bir şeyi Mushafa yazmasına mani oldukları hususunda ittifak vardır. Mademki, besmele Kur'an'da yazılıdır, onun Kur'an'dan olduğunda şek ve şüphe caiz değildir. Besmelenin Kur'an'dan olmadığını ileri sürmek, sahabenin Kur'an'a yüz on üç besmele yani ayet ilave ettiklerini kabul etmek demektir ki, buna imkân yoktur. Ve böyle bir iddia eskiden kimsenin akıl ve hayalinden geçmemiştir. Dolayısıyla İmam Malik'in görüşü yanlış anlaşılmıştır ve o besmelenin Kur'an'dan olduğunu inkâr etmiyor, her surenin başından bir ayet olmadığını söylüyor.121 Bu farklı görüşler namazda bu ayetin açıktan okunup okunmaması konusundaki ihtilafın da kaynağıdır. Besmeleyi surenin başından kabul edenler ise farklı görüşlere sahiptir. Şafiî (r.a) Fatiha ve diğer sureler ile birlikte besmelenin açıktan okunacağı görüşündedir. Başkaları ise namazda açıktan okunmayacağı görüşündedir. İmam Malik ise açıktan da gizliden de besmelenin okunmayacağını söyler. Müfessir bu meselede imamların görüşlerini sunduktan sonra şöyle diyor: "Aslında bu görüşler bir birine oldukça çok yakındır. Çünkü hepsi de besmeleyi açıktan okuyanın da gizliden okuyanın da namazının sahih olacağında görüş birliğine sahiptir." Kısacası Yüce Allah'ın kendi kitabına besmele ile başlamış olması, besmelenin faziletini idrak etmemize sebeptir. Bunu bizler, besmele okumanın mustahap olduğu yerlerde besmele çekmeyi unutmamayı bir umumi edep olarak almalıyız. Çünkü Allah'ın adıyla başlamanın özel bir hikmeti, Allah'ın adını zikretmenin de bir bereketi vardır.122 121 Keskioğlu, a.g.e., s. 210-211. 122 Havvâ, Saîd, el-Esas fi't-Tefsir, Kahire, t.y., I, 42-43. 33 1. Hanefi ve Maliki Mezhebine Mensup Müfessirlerin Bu Konuya Bakışı Konuyu bir az daha açarak besmele başında bulunduğu surenin ayeti midir veya besmelenin Fatiha veya diğer surelerden bir ayet olup olmadığı hususunda ilim adamlarının farklı görüşlerini sıralamak istiyorum. Malikiler ve Hanefilere göre besmele Fatiha'nın da başka surelerin de bir ayeti değildir. Neml suresi bundan müstesnadır. Burada besmele surenin arasında bir ayettir. Enes (r.a)'dan rivayet edilen hadis şu şekildedir: Rasulullah (s.a.s), Ebu Bekir, Ömer ve Osman (r.anhum) ile birlikte namaz kıldım. Onlardan herhangi birisinin "Bismillahirrahmanirrahim"i dediklerini duymadım. 123 Yani Medine halkı Medine mescidinde kıldıkları namazda besmeleyi okumazlardı. Ancak Hanefiler şöyle demiştir: tek başına namaz kılan bir kimse her bir rekâtta gizlice Fatiha ile birlikte Bismillahirrahmanirrahim'i söyler. Çünkü besmele Kur'an'ın bir ayetidir. Ama surenin bir parçası değildir. Besmele sureleri bir birinden ayırt etmek içindir. Malikiler ayrıca şöyle demiştir: Farz olan namazlarda ister açıktan okunsun, ister gizli okunsun, ister Fatiha ister diğer surelerde besmele okunmaz. Bununla birlikte nafile namazda besmelenin okunması caizdir.124 Ebu Hüreyre Hz. Peygamberden şu hadisi nakletmiştir: "Yüce Allah buyurdu ki, namazı benimle kulum arasında ikiye ayırdım. Yarısı benim için, yarısı kulum içindir. Kulumun dilediği kendisine verilecektir. Kul, elhamdulillahi rabbi'l-alemin dediği zaman Allah: Kulum bana hamdetti, der. Kul, errahmani'r rahim dediği zaman Allah: Kulum benim şerefimi andı der. Kul, maliki yevmi'd-din dediği zaman Allah: Kulum işini bana havale etti, der. Kul, iyyake nabudu ve iyyake nestein dedidiği zaman Allah: Bu benimle kulum arasında (bir sır)dır. Kulumun istediği kendisine verilecektir. Kul, ihdine's sıratal mustakim dediği zaman, Allah: Kuluma dilediği verilecektir, der." 125 Burada Hz. Peygamber (s.a.s) Fatihanın ayetlerini sayarken besmeleyi zikretmemiştir. İşte İmam Malik bu delillere dayanarak Neml suresinin otuzuncu ayeti dışındaki besmelenin, ayet olmadığı kanaatine varmıştır. Ona göre besmelenin sure başlarına yazılması, Hz. Peygamberin böyle emretmesi ve her işe besmele ile başlamasını buyurması yüzünden ola bilir. Gerçi besmelenin sure başlarında 123 Müslim, Salat 13. 124 Zuhaylî Vehbe b. Mustafa, et-Tefsîru'l-Münîr fil Akideti veş- Şeriati vel Menhec, Dimaşk 1418, I, 47. 125 Ebu Davud, Salat, 135. 34 yazılması mütevatir olarak nakledilmişse de besmelenin Kur'an olduğuna dair tevatür yoktur. Peygamberimizin namazda besmeleyi okumadığına dair hadisler de, okuduğuna dair hadisler de vardır. Fakat okuduğuna dair hadisler daha kuvvetlidir. Kendisinin ve sahabelerinin namazda besmeleyi gizli okuduğuna dair hadisler de mevcuttur. Bu rivayetlerden, Hz. Peygamberin, namazlarında bazen besmeleyi açıktan bazen de gizli okuduğu anlaşılır. Yüce Allah: "Allah'ın adı anılarak kesilen hayvanların etinden yiyin" 126 buyurmuştur. Hz. Nuh, müminlere: "Gitmesi de durması da Allah'ın adıyladır, kuşkusuz Rabbim bağışlayan, esirgeyendir" 127 diyerek gemiye binmelerini emretmiş, Hz. Süleyman da mektubunun başına "Bismillahirrahmanirrahim" 128 yazmıştır. Allah, peygamberine: "Onların yoluna uy" 129 buyurduğuna göre yeme, içme, girme, çıkma gibi her mübah işe Bismillahirrahmanirrahim diyerek başlamak kuvvetli sünnettir. Hanefilere göre besmelenin Kur'an'a yazılması, onun Kur'an olduğunu gösterirse de her sureden bir ayet olduğunu göstermez. Besmelenin namazda Fatiha ile beraber açıktan okunmadığına dair hadisler de onun, Fatiha'dan bir ayet olmadığına delildir. O halde her sure başında bulunan besmele müstakil bir ayettir, sureye dâhil değildir. Yalnız Neml suresinin ortasında geçen besmele o surenin bir ayetidir. En doğru görüşün, bu görüş olduğu anlaşılmaktadır. Zira sahabeler devrinde Kur'an'dan olmayan hiçbir şeyin Kur'an metni ile yazılmadığı halde besmelenin yazılmış olması, onun Kur'an'dan olduğunu gösterir. Besmelenin, Fatiha ile beraber açıktan okunmadığını belirten hadisler de besmelenin, Fatiha'nın bir parçası olmadığını gösterir. Ayrıca bu görüşü destekleyen başka deliller de vardır. Hz. Peygamber (s.a.s), Mülk suresinin otuz ayet olduğunu söylemiştir. Kurra ve ayet sayıcılar, Mülk suresinin, besmele hariç otuz ayet olduğunda birleşmişlerdir. Yine Hz. Peygamber Kevser suresinin üç ayet olduğunu söylemiştir. Kevser suresi de besmele hariç üç ayettir. Eğer besmele bu surelere dâhil olsaydı, Mülk suresinin otuz bir, Kevser suresinin de dört ayet olması lazım gelirdi. Demek ki, besmele surelere dâhil değil, mustakil ayettir. Kur'an olduğu hakkında tevatür bulunmadığından besmeleyi Kur'an'dan saymamak doğru olmaz. Zira her ayet için bu Kur'an'dır denmesi ve bu sözün tevatüren 126 Enam, 6/118 127 Hud 11/41. 128 Neml, 27/30. 129 Enam, 6/90. 35 nakledilmiş olması gerekmez. Bu hususta hal karinesi (durum delili) kafidir. Peygamberimizin, vahiy kâtiplerini çağırıp bir şeyi Kur'an'ın falan yerine yazmalarını emretmesi, onun Kur'an olduğunu gösterir. Besmele de böyle yazılmıştır.130 2. Şafiî ve Hanbelî Mezhebine Mensup Müfessirlerin Bu Konuya Bakışı Bildiğimiz gibi besmelenin surelerin birinden veya her birinden bir ayet veya ayetin bir kısmı veyahut başlı başına Kur'an'dan tam bir parça olup olmadığı, Neml suresindeki besmele gibi besbelli olmadığından bu besmelenin Kur'an'dan olup olmadığı hususu tefsirde ve usul ilminde bilimsel açıdan tartışmalı bir konuyu meydana getirmiştir ki, bu da bilhassa iman, namaz ve kıraat konularıyla ilgilidir. Ulemadan İbnü'l-Mübarek besmelenin başında bulunduğu her sureden birer ayet olduğunu söylemişlerdir ki, Kur'an'da yüz on üç ayet eder. İmam Şafiî ve talebeleri bu görüş üzerindedirler. O halde Fatiha'nın yedi ayetinden birincisi besmeledir ve "en'amte aleyhim" bir ayet başı değildir. Bunun için Şafiîler namazda besmeleyi yüksek sesle okurlar. Çünkü Şafiîler diyorlar ki, selef (ilk dönem âlimleri) bu besmeleleri Mushaflarda yazmışlar, bunun yanında Kur'an'ın ayet olmayan şeylerden soyutlanmasını tavsiye etmişlerdir. Ve hatta Fatiha'nın sonunda "Amin" bile yazmışlardır. Eğer surelerin başındaki besmeleler Kur'an olmasaydı onları da yazmazlardı. 131 Kısacası mushafın iki kabı arasında Kur'an'dan başka bir şey bulunmadığında İslam alimlerinin ittifakı vardır. Ve bunu destekleyen hadisler de rivayet edilmiştir. O hadislerden birisi "Besmeleyi terk eden Allah'ın kitabından yüz on dört ayeti terk etmiş olur." 132 Rasulullah Efendimiz, "Fatihatu'l-kitab (Fatiha suresi) yedi ayettir, bunların başı bismillahi'r-rahmani'r-rahim'dir" buyurmuştur.133 Ahmed b. Hanbel'den de besmelenin tam bir ayet olduğu ve Fatiha'ya dahil bulunduğu konusunda rivayetleri vardır. Bununla beraber İmam Hanbel'in besmelenin Kur'an'dan olmadığı konusunda İmam Malik ve diğerleri ile aynı görüşte olduğu da 130 Ateş, a.g.e., I, 70-71. 131 Yazır, a.g.e., I, 36. 132 Zeylaî, Cemaleddin Abdullah b. Yusuf b. Muhammed, Tahrîcu'l-Ehâdîs ve'l-Âsar el-Vâkia fî Tefsîri'lKeşşâf li'z-Zamehşerî, (thk. Abdullah b. Abdurrahman es-Sa'd), Riyad 1414, I, 21. 133 Münâvî, Zeyneddin Muhammed b. Ali, el-Fethü's-Semâvî bi Tahrîci Ehâdisi Kâdi Beydâvî, (thk. Ahmet Mücteba), Daru'l-Asime, Riyad, t.y., I, 93. 36 nakledilmiştir.134 Kısacası sure başlarındaki besmeleleri üç ayrı anlayış şeklinde verecek olursak: 

1. Fatiha ve diğer surelerin başındaki besmeleler, o surelerin başına aynı sureden olan birer ayettir. İmam Şafiî bu anlayışa katılarak namazda besmeleyi cehren okumayı benimsemiş ve Fatiha'nın besmeleyle birlikte açık okunan yerde açık, gizli okunan yerde gizli okunması hükmünü getirmiştir. 

2. Hiçbir surenin başındaki besmele o sureden olmadığı gibi, Kur'an'dan bir ayette değildir. Bunlar teberrüken yazılmıştır. Buna göre namazda ne gizli, ne de açıktan okunamaz denilir. İmam Malik bu anlayışı benimsemiş, böylece Maliki mezhebinden olanlar, namazda besmeleyi okumazlar. 

3. Fatiha ve diğer surelerin başındaki besmeleler, Neml suresinin otuzuncu ayetinden ayrı Kur'an'dan bir ayettir. Surelerden değildir. Surelerin başına onları bir birinden ayırmak ve teberrüken besmele ile başlamak için nazil olmuş ayrı bir ayettir. Hanefi mezhebi bu anlayışı kabul etmiştir. Her namazda Fatiha'nın başında besmeleyi gizlice okumak sünnettir. Namaz içinde diğer surelerin başında besmele okunmaması tercih edilmiştir. 135 Burada besmele hakkında delillere ve uzayıp giden görüşlere girmeden bu kadarıyla iktifa etmek istiyorum. C. Namazda Besmele Çekmenin Hükmü 

1. Hanefi ve Maliki mezhebine mensup müfessirlerin bu konuya bakışı Hanefi mezhebinin en sıhhatli görüşü şudur. Surelerin başındaki besmele başlı başına bir ayet olarak Kur'an'dandır ve surelerin hiç birinin bir parçası olmayarak sureleri bir birinden ayırmak ve sure başında teberrük olunması için inmiştir. Gerçekten yukarıda zikredilen karşıt iki değişik görüş ve delil içinde ortaya çıkan kat'i olarak bilinen nokta budur. Mademki, yukarıda açıklanan şartlar gereğince mushafın her iki kabı arasında Kur'an'dan başka bir şey yazılmadığına dair ittifak vardır, o halde sure başlarındaki besmeleler de Kur'an'dandır. Şafiî'nin ileri sürdüğü delilin kesin iddiası budur. Mademki besmelenin başında bulunduğu surelerden bir parça olduğunu bildiren açık mütevatir bir delil de yoktur, o halde hiç birinden bir parça da değildir. İşte İmam Malik'in delilinin kesin iddiası da budur. Bundan dolayı iki delilin bir birine yakın bu 134 Ebu's-Suûd, a.g.e., I, 51. 135 Kaleli, a.g.e., I, 3. 37 noktalarının birlikte ifade ettikleri mana da, söylediğimiz gibi besmelenin bütün surelerden ayrı başlı başına bir ayet olmasıdır ki, bu konuyla ilgili değişik ahad haberlerden çıkan ortak hüküm de bu olur. O halde Fatiha gibi, besmelenin her namazda okunması vacip değildir. Fakat gerek namazda gerek namaz dışında her Kur'an okunuşunun ve her önemli işin başında okunması sünnettir. Bunun için namazın her rekâtında, kıraatin başında okuruz, ortasında okumayız. Ancak Fatiha'nın bir parçası olduğu anlaşılmasın diye kıraati yüksek sesle okunan namazlarda da onu gizli okuruz ve böyle okunmasında bütün Hanefiler görüş birliği içindedirler. Diğer taraftan İmam Malik hazretleri Kur'an'ın her yerinde dahi Kur'ân'dan olduğu açıkça ve tevatür yoluyla belli olacağı ve bundan dolayı hakkında değişik görüşler bulunan bir sözün Kur'an'dan olduğuna hükmedilemeyeceğinden dolayı ve Medine halkının geleneğine dayanarak sure başlarındaki besmelelerin ne Fatiha ne de diğer surelerden, ne de bütün Kur'an'dan özel bir parça olmadığına ve Neml suresindeki ayetten başkasında besmelenin Kur'an olmayıp sureleri bir birinden ayırmak ve teberrük (mübarek sayıldığı) için yazıldığı görüşünü ileri sürmüş ve bundan dolayı namazda ne yüksek sesle ne de gizli okunması uygun olmaz demiştir. Bunun için Malikiler namazda besmeleyi okumazlar.136 

2. Şafiî ve Hanbelî Mezhebine Mensup Müfessirlerin Bu Konuya Bakışı İmam Şafiî'ye göre besmele, başında bulunduğu her sureden bir ayettir. Ve bunların tamamı Kur'an'da yüz on üç ayettir. Buna göre Fatiha'nın yedi ayetinden birincisi besmeledir. Bunun için Şafiîler namazda besmeleyi açıktan okurlar.137 Şafiiler ve Hanbelîler der ki, besmele Fatiha'dan bir ayettir ve namazda okunması icap eder. Ancak Hanbelîler Hanefiler gibi onun gizlice okunup açıktan okunmayacağı görüşündedirler. Şafiiler ise şöyle derler: Namaz kılan kişi kıraati gizli olan namazda besmeleyi gizli, kiraati açıktan olan namazda Fatiha suresini açıktan okuduğu gibi besmeleyi açıktan okur. Şafiilerin besmelenin Fatiha'nın bir ayeti olduğuna dair delilleri Peygamber efendimizden naklolunan şu hadisidir. "Sizler Elhamdulillahi rabbil alemin'i okuduğunuz vakit Bismillahirrahmanirrahim'i de okuyunuz. Çünkü o (Fatiha suresi) 136 Yazır, a.g.e., I, 37. 137 Taberî, Ebu Cafer Muhammed b. Cerir, Taberi Tefsiri, (trc. Kerim Aytekin, Hasan Karakaya), Hisar yayınevi, İstanbul 1996, I, 76. 38 Kur'an'ın anasıdır, Kitabın anasıdır. Es-Sebu'l-mesânî'dir (tekrarlanan yedi ayetli suredir). Bismillahirrahmanirrahim de onun ayetlerinden bir ayettir." 138 Şafiilere göre besmeleyi açıktan okumanın delili şudur: Peygamber efendimizden naklolunan hadise göre "Peygamber (s.a.s) Bismillahirrahmanirrahim'i açıktan okumuştur" 139 Diğer taraftan besmele Kur'an-ı Kerimden bir ayet olmak üzere okunur. Bunun delili ise istiazeden sonra okunuşudur, dolayısıyla besmeleden sonra sünnet olan Fatiha'nın sair ayetleri gibi açıktan okunmasıdır.140 Besmelenin diğer surelerde o surelerin bir ayeti olup olmadığı ile ilgili Şafiî'den gelen farklı görüşler vardır. Bir seferinde her surenin bir ayetidir, derken bir diğerinde ise, yalnızca Fatiha'nın baş tarafında bir ayettir, demiştir. En sahih olan görüş besmelenin her bir sureden Fatiha gibi bir ayet olduğudur. Bunun delili ise, ashabı kiramın bütün surelerin baş tarafında onu yazmak üzere ittifak etmeleridir. Bunun tek istisnası ise Tövbe suresidir. Bununla birlikte ashab-ı kiramın mushaflarda Kur'an-ı Kerim'den olmayan bir şeyi yazmadıklarını da bilmemiz gerekir. Diğer taraftan az önce sözünü ettiğimiz fıkhı görüş ayrılıkları hariç, ümmetin Neml suresindeki besmelenin ayet olduğu üzerinde ittifak ettiğini bilmemiz gerekir. Ayrıca ümmet bütün ilmi kitapların hatta mektupların başında da besmeleyi yazmanın caiz olduğu hususunda ittifak etmiştir. D. Besmele İle İlgili Diğer Hükümler 1. Kıraat Hususundaki Hükmü Bütün kıraat imamları Tövbe suresi hariç diğer surelerin evvelinde besmele çekerek okumaya başlamada ittifak etmişlerdir. Aynı zamanda Tövbe suresinin evvelinde de besmelenin hazfi hususunda birleşmişlerdir. İsterse bir evvelki sure olan Enfal suresi Tövbe suresine vasl edilerek okunsun durum yine aynıdır. Namaz dışında Kur'an okumaya başlarken, sure başlarında ise euzu-besmele okumak âlimlerin çoğuna göre sünnettir. Bazı imamlara göre ise vaciptir. Yalnız Tevbe suresinde besmele okunmaz. Asım kıraatine göre besmele okumak menduptur. Kur'an 138 Darukutni, Salat, 29. 139 Tabarani, El Mucamul Kebir, XI, 185. 39 okumaya başlamak sure başından değil de ortasından veya sonundan ise "euzubesmele" okumak menduptur. Yukarıda açıkladığımız gibi namazda Hanefilere göre Fatiha'dan önce gizlice euzu-besleme okumak sünnet, Şafiilere göre gizli veya sesli besmele çekmek farz, Malikilere göre okunmaması menduptur. Bildiğimiz gibi Kur'an'da "Rabbinin adıyla oku" 141 emriyle başlayan ayet vardır. Bu emir ilk inmesinde hem yaratıcı bir mahiyette Hz. Peygamberi okumazken okur yapmış, hem öğretici bir şekilde nazmı ile okumanı belirtmeye başlamış, hem manası ile ilk vazifenin böyle yaratan, terbiye eden Allah'ı tanımak ve Onun ismiyle okumaya başlamak olduğunu yükümlü tutmak şeklinde anlatmıştır. "Kur'an okumak istediğin zaman, Allah'ın rahmetinden kovulmuş şeytanın şerrinden Allah'a sığın" 142 ayetinde de geçtiği üzere Kur'an okumanın hakikati, sözü rast gele söylemekten daha güzel bir şekilde düzgün olarak bağlayarak bir biri ardınca ağızdan sesle çıkarmaktır ki, gerek ezberden ve gerek yüzünden, gerek gizli ve gerek açık mutlak olarak okumak demektir. Kitabın kitap olması için, gerçekten yazılmış olması şart olmadığı gibi okumak için de mutlaka yazı şart değildir. Gözle mütalaaya (okumaya), zihinden hatırlamaya okumak demek de mecazdır. Hakikaten kıraatin kemali ezbere okumaktır. Resulullah'ın kıraati yazıya ihtiyaç olmaksızın Allah tarafından kendine böyle inmiş olan Kur'an'ı ezberinden en mükemmel şekilde okumaktır ki, kendi kendine veya namazda veya diğerlerine tebliğ için okumayı, okutmayı ve yazdırmayı kapsar. İşte eskinden hiç kitap okumamış, yazı yazmamış olan Ümmi Peygambere bu emir ile bir mucize olarak okunacak bir kitap verilmeye başlamış ve kendisine yazmadan okuyacak, okutacak emir yoluyla yazdırtacak bir kıraat kudreti ihsan buyurmuştur. Buna besmele ile başlanması da emrolunmuştur. Bunun hikmeti, ulûhiyet gereği olduğu da özellikle "Senin Rabbin" izafetiyle anlatılmıştır. 143 Son olarak diye biliriz ki, diye biliriz ki, Cenab-ı Hakk Bismillahirrahmanirrahim düsturunu her şeyin bir anahtarı gibi ihsan etmiş ve bu kanunu, edep ve terbiyeyi bütün İslam ümmetinin önemli işleri ve ihtiyaçlarının başında uyacakları bir kıymetli gelenek kılmıştır. 141 Alak, 96/1. 142 Nahl, 16/98. 143 Yazır, a.g.e., IX, 322-323. 40 2. Hayvan Kesimi ve Avlanma Hususundaki Hükmü Dinimiz her canlıya karşı merhametli olmayı tavsiye ederken Allah'ın insanların yararına sunduğu hayvanları boğazlarken her canlıyı yokluk karanlığından varlık alanına çıkaran yüce kudreti hatırlamamızı ve bu nimete Allah'ın adını anarak el uzatmamızı emreder. Çünkü her nimetin asıl değeri, nimeti veren hatırlandığı ve ona şükredildiği ölçüde kendini hissettirir. Nimetten yararlanıp onu bize hazırlayıp vereni hatırlamamak basiretsizliğin, nankörlüğün bir başka tezahürüdür. Bunun için deniliyor ki, bir hayvanı boğazlarken de ki, seni benim elime teslim eden kudret, beni de daha güçlü ellere teslim edecektir. Peygamber terbiyesinde yetişen ashab-ı kiram her olay ve her işte, baktıkları her şeyde Allah'ın yüce kudretini, varlığının, birliğinin belgelerini görür, duyar, zikir ve fikir ile Ona yönelirlerdi. Bismillah diyerek eşyaya el uzatır, nimeti, asıl sahibini malikini hatırlamadan kendi yararlarına kullanmazlardı. Zaten İslam'ın amacı, imanın sıhhati bunu böyle gerektirmektedir.144 Cenab-ı Hak besmele ile kesilen hayvanın eti helal olduğunu beyandan sonra, besmele zikrolunmayanın haram olduğunu beyan etmek üzere; "Üzerlerine Allah'ın ismi anılmamış olanlardan yemeyin, çünkü onu yemek yoldan çıkmaktır. Şeytanlar, dostlarına, sizinle mücadele etmeleri için telkinde bulunurlar. Eğer onlara uyarsanız, muhakkak ki, Allah'a ortak koşanlardan olursunuz." 145 Yani hayvanatı keseceğiniz zaman Allah'ın ismini zikredin. Kesildiğinde Allah'ın ismi zikrolunmayanı yemeyiniz. Zira Allah'ın ismi zikrolunmayıp, Allah'ın gayri putların ve sairlerinin ismi zikrolunan şeyi yemek, muhakkak Allah'ın itaatinden çıkmaktır. Şeytanları ilahi itaatten çıkan fasık dostlarına vesvese ederler ki, o dostları sizinle mücadele etsinler. Eğer siz onlara itaat eder, sözlerini dinlerseniz müşrik olursunuz. Zira müşrikin itikadına dair olan sözüne inanan ve ittiba eden kimse elbette müşrik olur. Kısacası Enam 121. ayet-i kerime dört hükmü ihtiva ediyor. Birincisi, Allah'ın ismi kasten terk olunarak kesilen hayvanın etinin haram olmasıdır. İkincisi, besmelesiz kesilen hayvanın etini yemek günah olmasıdır. Üçüncüsü, ehl-i imanla 144 Yıldırım, Celal, İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri, Anadolu yayınları, İstanbul 1986, IV, 1995-1996. 145 Enam, 6/121. 41 mücadele etmek için Şeytanların dostlarına fitne, fesat ve vesvese etmeleridir. Dördüncüsü ise eğer bir kimse müşriklere itaat eder ve inanırsa müşrik olmasıdır.146 Bir hayvan kesileceği yahut ava ateş edileceği veya ava köpek salınacağı zaman besmele çekmek farzdır. Bu üç halde besmele kasten terk edilirse, o hayvanın eti yenilmez. Besmele unutulursa bir mahsur yoktur. Bu hallerde mutlaka besmelenin getirilmesi lazım gelmese bile Allah'ın ismini anmak farz olur. En efdal olanı ise "Bismillah Allahu Ekber" denilmesidir.147 Yukarıda saydığımız uygulama kurbanlık hayvanların kesimi esnasında da aynıdır. Yani kurban kesen kimse hayvana eziyet vermemeye dikkat etmeli, bıçağı hayvana göstermemeli ve keskin bıçak kullanmalıdır. Sağ eli ile tuttuğu bıçakla hayvanı keserken "Bismillah Allahu Ekber" der. Kurbanı vekilin kesmesi halinde kendisi orada bulunursa, kurban sahibi de besmeleye iştirak eder. Kurban kesen kimse kesim esnasında Allah'ın adını anmayı besmeleyi kasten terk ederse, Hanefi mezhebine göre bu hayvanın eti yenilmez.148 Hulasa olarak insan için işlenmesi lazım olan bilumum farz, vacip, sünnet, müstehap ve mübah olan işlerin evvelinde teberrük kasti ile besmele ile başlamak ve Allah'a besmele ile tazim etmek ve Rahman ve Rahim isimleriyle rahmet-i ilahiyeden istimdat eylemek ve kesilecek hayvanı keseceğinde ve av hayvanına ava salacağında besmele okumak İslam düsturudur ve besmele İslam dininin alametindendir. Çünkü başka milletlerde bu unvan üzere besmele yoktur. Besmelenin kıraati ile müşriklere muhalefet ve besmele ile Cenab-ı Hakka iltica ve ulûhiyeti itiraf etmek ve Allah'ın nimetini hatırlamak ve Allah'tan besmele ile istiane eylemektir.149 3. Bir İşe Başlama Hususundaki Hükmü Yüce Allah, "Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla" buyurarak sureye başlıyor. Kimi zaman insanlar bir iş yaptıkları zaman veya bir işe başladıkları zaman, çok saygı duydukları ya da büyük olarak kabul ettikleri bir kişinin adını anarlar, o kişinin adıyla hareket ettiklerini belirtirler ki, işleri kutlu ve şerefli olsun. Bazen de bunu, saydıkları 146 Vehbî, Mehmet, Hulasetü'l-Beyân fî Tefsîsi'l-Kur'ân, Üçdal neşriyat, İstanbul 1967, IV, 1518-1520. 147 Emiroğlu, a.g.e., I, 5. 148 Heyet, Hayreddin Karaman, Ali Bardakoğlu, Yunus Apaydın, İlmihal İslam ve Toplum, TDV İslam Araştırmaları Merkezi, İstanbul 1999, II, 9. 149 Vehbî , Mehmet, Ahkam-ı Kur'aniye, Kutulmuş basımevi, İstanbul 1947, I, 2. 42 büyüklerini anmak için bir vesile edinirler. Böyle bir amaç, belli oranda isim koymada da söz konusudur. Yeni doğan bir çocuğa, yaptıkları veya kurdukları, ürettikleri bir şeye, örneğin bir eve ya da bir kuruma ad verirken sevdikleri ya da saydıkları bir kimsenin adını verirler ki, adlandırılan nesne var oldukça isim kalıcı olsun, isim var oldukça da o ismin anısı kalıcı olsun. Anısı hep taze kalsın, sürekli hatırlansın diye, babasının adını çocuğuna veren kişinin bu davranışının altındaki gerekçe de budur. Yüce Allah'ın bu sözü de buna benzer bir amaca yöneliktir. Söze O'nun yüce ismiyle başlanmıştır ki, ifadenin içerdiği anlam O'nun adıyla bilinsin, O'nun adıyla bağlantılı olarak zihinlerde yer etsin. Bu şekilde söze başlamanın bir diğer amacı da kulları söz, fiil ve davranışlar hususunda eğitmek, onlara bir şeye O'nun adını anarak başlamaları ve O'nun adıyla hareket etmeleri yönünde bir edep tarzı öğretmektir. Böylece yaptıkları işler boşa gitmez, sonuçsuz kalmaz. Çünkü yokluk ve batıllığın asla kendisine yol bulmadığı Yüce Allah'ın adıyla yapılmıştır.150 Bu bağlamda denile bilir ki, Kur'an-ı Kerim'in tilaveti söz konusu olunca ilk şart istiaze, ikincisi besmeledir. İstiaze, kıraat anında şeytanın vesvesesinden ve okunan ayetlere atacağı katkılarından korunmak maksadı ile Allah'a sığınmak, besmele de Allah'ın adının bereketiyle okunandan hayır ummak içindir. Çünkü her önemli işe besmele ile başlamak, o işe Allah'ın adını vesile edinmek, Onunla iyilik ve bereket ummak demektir. İnanan bir kişinin önemli bir işine "Allah'ın adıyla..." diyerek başlaması, o işte Allah'ı kendisine yardımcı, işine de ilahi bir dayanak edinmesi anlamına gelir. Bu bilinç ve iman hem o mümine şevk verir, moral gücünü artırır hem de işine yüce bir mana kazandırır. "Rahman vasfıyla merhamet eden Allah'ın adıyla başlarım" demekle şu maksatlar da güdülmüş olur: a. Her şeyin yaratıcısı Allah'tır. Kâinat O'nundur. O'nun mülkünde sadece O'nun adına iş yapılır. Çünkü otoriter birinin mülkünde ondan başkası adına iş yapmak pek mümkün değildir. Allah'ın, yeryüzündeki halifesi olarak yaratılmış olan insan, işlerine besmele ile başlamakla Allah'ın Rabb, kendisinin de O'na kul olduğunu itiraf etmiş olur. 150 Tabatabâî, Muhammed Hüseyin, el-Mîzân fî Tefsîri'l-Kur'ân, y.y., t.y., I, 15. 43 b. İnsan, başladığı işi Allah'ın kendisin lütfettiği bilgi, beceri ve imkanı kullanarak bitirmekle yükümlüdür. İşleri başarı ya da başarısızlıkla sonuçlandıracak olan sadece Allah'tır. Bu bilinç ve besmele ile işine koyulan mümin, Allah'tan, işini başarıyla sonuçlandırmasını talep etmektedir. Zira Allah, "Boşaldığın zaman, yeniden işe koyul. Başarıyı, sadece Rabbinden iste" 151 buyurarak sonuç her zaman Allah'a aittir, buyurmuştur. c. "Rahman vasfı ile merhamet eden Allah'ın adıyla başlarım" demekle kişi işinde teberrük kastıyla Allah'ın adını anmış olur. Teberrük, hayır ve bereket istemek, işinin hayrını ve bereketini görmek manasına gelir. Bir şeyin bereketli veya mübarek olması demek, ondan hayrın hiç bir zaman eksilmemesi, aksine artarak varlığını sürdürmesi anlamına gelir. Bir mümin, yapacağı işe besmele ile başlamakla Allah'tan sürekli var olan ve giderek artan bir hayır murad etmiş olur.152 Yeri gelmişken şunu da belirtelim ki, zina yaparken, hayızlı kadına yakın olurken, içki içerken, helal itikat etmedikçe besmele çekmek haramdır. Bu fiilleri yaparken masiyet, günah çekmeyi helal itikat eden kimse kafir olur. Helal itikat etmez de besmele çekerse kafir olmaz, ama besmele çekerek haram işlediği için tövbe lazım gelir. Çalınan veya zor ile alınan bir mal ödenirken besmele çekmek haram olur. Hafifletilmek üzere yani yapılan bir hata ve yanlışı Allah'ın ismini anmayı küçümseyerek besmele getiren kimse de kâfir olur. Bir hırsız çalınan hayvanı boğazlasa, sahibi de bunu bulsa sahih olan kavle göre bu hayvanın eti yenmez.153 Son olarak bir işe başlarken kişinin, anlamını bilerek ve inanarak besmele okuması Allah'ın bol ve tükenmez merhametinin kendisiyle birlikte olduğunu hissetmesi anlamına gelir ki, bu, hayata dair hem olumlu ve umut dolu bir bakış sağlar hem de en zor işleri insanın gözünde kolaylaştırır. Büyük işler başara bilmenin ilk ve en etkili adımı kuşkusuz o işin başarılabileceğine inanmaktır.154 151 İnşirah, 94/7-8. 152 Duman, a.g.e., 30. 153 Emiroğlu, a.g.e., I, 5. 154 Şimşek, Mehmet Sait, Hayat Kaynağı Kur'an Tefsiri, Beyan yayınları, Konya 2010, I, 13. 44 SONUÇ Mukaddes kitabımız olan Kur'an-ı Kerim, Peygamberimiz Muhammed (s.a.s)'e gönderilmiş bir kitaptır. Rasulullah da bu ayetleri muhataplarına okuyup izah ediyordu. Çünkü bu kitabın gayesi kendisini tanıtmak ve insanları doğru yola sevk etmekti. Sahabeler Kur'an'dan bazı yerleri anlasalar da anlamadıkları yerler tabii ki oluyordu. Onlar Kur'an'daki mecaz, hakikatler ve lafızlardan daha ziyade Cenab-ı Hakkın kastetmiş olduğu manaları öğrenmeğe gayret ediyorlardı. Peygamberimiz onlar için bir feyiz kaynağı idi. Anlaşılmayan hususları ondan sorarlardı. Rasulullah'ın sözüne itimat ettikleri için akli delillere ve düşüncelere ihtiyaç duymuyorlardı. Peygamberimizin vefatından sonra, sahabenin feyiz kaynaklarından biri kesilmişti. İşte bu zamandan itibaren Arapların sosyal durumlarındaki değişiklik ve harici tesirler tefsir hareketinde kendini göstermeğe başlamıştır. Bu sebeple Kur'an-ı Kerim'i muhataplarına anlatmak için yapılan Tefsir Usulünü iyi bilmemiz ve bunun için de evvela kelimelerin ve ayetlerin anlamlarını tespit ettikten sonra ilk devirde yaşamış ulema sınıfının bu kelime ve ayetlere hangi manalar yüklediklerini öğrenmemiz icap etmektedir. Bu nedenle çalışmamızın konusu olan besmeledeki kelimelerin ve besmelenin bir ayet olarak hangi manaları kastettiğini kısa bilgiler halinde vermemiz, besmelenin Kur'an-ı Kerim'de yer almasıyla birlikte anlam çerçevesinin ne kadar geniş olduğunu göstermektedir. Bismillah (Allahın adıyla başlarım) ifadesi, Cenab-ı Hakkın bütün isimlerini içine alan mukaddes bir cümledir. Şefkat ve merhameti ile her canlıyı kuşatmış olan Allah (c.c) engin rahmeti ve keremi ile kullarından rahmetini esirgememiştir. Bismillah lafzındaki kelimelerin çeşitli anlamlar içerdiğini ifade eden İslam alimlerinin açıklamaları çerçevesinde düşünüldüğünde bu cümleyi zikreden mümin, Allah'tan yardım istemekte, O'nun himayesine girmeyi talep etmekte ve O'nunla irtibat kurmayı dilemektedir. Kur'an-ı Kerim'de iki türlü besmele yer almaktadır. Birincisi, sure başlarında yer alan ve sureden bağımsız olarak bulunan besmele, ikincisi ise Neml suresinin otuzuncu ayetindeki besmeledir. Neml suresinde yer alan besmelenin, bu surenin bir parçası olduğu açıkça bilinmektedir. Bazı âlimler besmelenin, başında bulunduğu her sureden 45 bir ayet olduğunu söylemişlerdir. Buna göre Tövbe suresi hariç yüz on üç surenin başında yazılan besmeleler ayettir. Diğer bir görüşe göre ise Neml suresi haricindeki besmeleler, sureleri bir birinden ayırmak için yazılmıştır. Besmelede geçen "Allah" lafzı gerçek ilahın özel ismidir. Kur'an, bize bu yüce ve büyük zatı, eksiksiz sıfatları ve güzel isimleriyle tanıtmakta ve bütün kâinatın olan ilgi ve alakasını bildirmektedir. Besmelede önemli hususlardan biri de Allah'ın ismini okumak ve O'nu, başlanacak işten önce zikretmektir. Her işe Allah'ın adıyla başlanması İslam'ın adabındandır. Bu gerçek, Kur'an-ı Kerim'in ilk olarak indirilen Alak suresi birinci ayetinde "Yaratan Rabbinin adıyla oku!" ayetinde Allah Teâlâ tarafından bildirilmiştir. Bu edep düsturu, İslam dininin en önemli düşüncesini özetlemektedir. Bu temel prensip Hadid suresi üçüncü ayet-i kerimede de şöyle geçmektedir: "O ilktir, sondur, zahirdir, batindir. O her şeyi bilendir." Bildiğimiz gibi her varlık varlığının sırrını Allah'tan alır. Her şeye, her varlığa hayat veren odur. Her şey onun iradesiyle başlar ve son bulur. Her başlangıç, her hareket, onun dilemesiyle ve takdiriyle olur. Bu sebeple, her meşru işlerimize O'nun ismiyle başlamak, her meşru işi O'nun adını anarak yapmak biz Müslümanların temel hedefi ve gayesi olduğu unutulmamalıdır. Kısacası Müslüman besmele ile iç içe yaşayan bir kimsedir. Besmele, onun nefes alışından bütün hayatının her kademesine kadar hâkim olan kutsal bir metindir. Kanaatimizce incelemiş olduğumuz Kur'an-ı Kerim'de Tövbe suresi hariç bütün surelerin başında yer alan besmele hayatımızda önemli bir yer tuttuğu için bu çalışma kapsamında ele alınmaya ihtiyaç duyulmuştur. Ancak çalışmanın süresi ve kapsamı kısıtlı olduğundan çok daha geniş bir bakış açısıyla incelenebilecek olan besmelenin tefsiri, ele alınması gereken temel noktalara değinilmeğe çalışılarak incelenmiştir. Fakat besmele tefsirinin daha ayrıntılı ve kapsamlı çalışmalara ihtiyaç duyduğu âcizane kanaatimizdir. 

46 KAYNAKÇA Abdullah, Musaid Müslim, Gelişme Döneminde Tefsir, Çağlayan Matbaası, İzmir, 2006. Aclûnî, İsmail b. Muhammed, Keşfü'l-hafa ve mezîlu'l-ilbâs, (thk. Abdülhamid b. Ahmed), yy, 2000. Ahatlı, Erdinç, "Tercüme", DİA, TDV Yayınları, İstanbul, 2011. Arslan, Ali, Büyük Kur'an Tefsiri, Arslan Yayınları, I-XV, İstanbul, tsz. Atay, Hüseyin, Ehl-i Sünnet ve Şia, AÜİF Yayınları, Ankara, 1983. Ateş, Süleyman, Yüce Kur'anın Çağdaş Tefsiri, Yeni Ufuklar Neşriyat, I-XI, İstanbul, 1988. Aydar, Hidayet, Tarih Perspektifinden Örnek Tefsir Metinleri, Yeni Zamanlar Yayınları, I-II, İstanbul, 2013. Bayraklı, Bayraktar, Yeni Bir Anlayışın Işığında Kur'an Tefsiri, Bayraklı Yayınları, I-XXI, İstanbul, 2003. Bilmen, Ömer Nasuhi, TefsirTarihi, Örnek Matbaası, Ankara, 1955. Birişik, Abdülhamid, "Tefsir", DİA, TDV Yayınları, İstanbul 2011. Buhârî, Muhammed b. İsmail, el-Camiu'l-müsnedü's-sahîhu'l-muhtasaru min umûri Rasûlillah sallallahu aleyhi ve sellem ve sünenihî ve eyyâmihî, (thk; Muhammed Züheyr b. Nasir), I-IX, yy, 1422. Bursevî, İsmail Hakkı, Rûhu'l-BeyanTefsirî, (trc ve thk; Ömer Faruk Hilmi), Osmanlı Yayınevi, I-XXI, İstanbul, tsz. Cerrahoğlu, İsmail, Kur'an Tefsirinin Doğuşu ve Buna Hız Veren Amiller, AÜİF Yayınları, Ankara, 1968. __________, Tefsir Tarihi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, I-II, Ankara, 1988. __________, Tefsir Usûlü, TDV Yayınları, Ankara 1991. Çanga, Mahmud, Kur'an-ı Kerim Lugati, Timaş Yayınları, İstanbul, 1994. Çantay, Hasan Basri, Kur'an-i Hakim ve Meali Kerim, Akit Yayınları, I-III, İstanbul, 2011. Çapan, Ergün, Kur'an ve İlmi Hakikatler – 2, Işık Yayınları, İstanbul, 2013. 47 Çetiner, Bedreddin, "Ahkamu'l-Kur'an", DİA, TDV Yayınları, İstanbul, 1988. Darekutnî, Ebü'l-Hasan Ali b. Ömer, es-Sünen, (thk; Şuayb el-Arnavut vdğ), IV, Lübnan, 2004. Demirci, Muhsin, Tefsir Tarihi, MÜİV Yayınları, İstanbul 2013. __________, Tefsir Terimleri Sözlüğü, İFAV Yayınları, İstanbul, 2009. Duman, Zeki, Beş Surenin Tefsiri, Fecir Yayınevi, Kayseri, 1999. Ebu Davud, Süleyman b. el-Eşas es-Sicistânî, Sünen'ü Ebî Davud, (thk. Şuayb el-Arnavut), I-VII, yy, 2009. Ebu's-Suud, Ebu's-Suud Tefsiri, (trc. Ali Akın), Sistem Matbaacılık, I-XII, İstanbul, 2006. el-Kattan, Menna b. Halil, Mebâhisu fî ulûmi'l-Kur'an, yy, 2000. Elmalılı, M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur'an Dili, Eser Kitapevi, I-X, İstanbul, 1971. Emiroğlu, Tahsin, Esbab-i Nüzul, Ofset Yayınları, I-XVI, İstanbul, 1978. Gazalî, Ebû Hâmid Muhammed, İhyâu ulûmi'd-dîn, (trc. Ahmet Serdaroğlu), Bedir Yayınevi, I-IV, İstanbul, 1974. Gölpınarlı, Abdülbakiy, Tarih Boyunca İslam Mezhepleri ve Şiilik, Der Yayınları, İstanbul, 1979. Güngör, Mevlüt, Cassâs ve Ahkâmu'l-Kur'an, Elif Matbaası, Ankara, 1989. Havva, Said, el-Esas fi't-tefsîr, I-XI, Kahire, tsz. Heyet, İlmihal İslam ve Toplum, TDV İslam Araştırmaları Merkezi, I-II, İstanbul, 1999. Heyet, Kur'an Yolu Türkçe Meal ve Tefsir, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, IV, Ankara, 2006. İbn Kesir, Ebü'l-Fidâ İsmail b. Ömer, Muhtasaru Tefsîri İbn Kesîr, (thk ve iht; Muhammed Ali es-Sabûnî), I-III, Lübnan, 1981. __________, Hadislerle Kur'an-ı Kerim Tefsiri, (trc; Bekir Karlığa vdğ.), Çağrı Yayınları, I-XVI, İstanbul, 1983. Kaleli, Süleymanoğlu Hüseyin, Allahın Sözü Tefsirlerin Özü, Ofset Yayınları, IVI, Konya, 2012. Keskioğlu, Osman, Nüzulünden Günümüze Kur'an-ı Kerim Bilgileri, TDV Yayınları, Ankara, 1987. 48 Kurtubî, Ebu Abdullah Muhammed b. Ahmed, el-Camiu li-ahkâmi'l-Kur'ân, (thk; Ahmed el-Berdevî vdğ), I-XX, Kahire, 1964. Kutluer, İlhan, "İlim", DİA, TDV Yayınları, İstanbul, 2000. Mevdûdî, Ebu'l-Alâ, Tefhîmu'l-Kur'an, (trc. Anonim), İnsan Yayınları, I-VII, İstanbul 1986. Münâvî, Zeyneddîn Muhammed b. Ali, el-Fethü's-semâvî bi tahrîci ehâdîsi Kâdî Beydâvî, (thk; Ahmet Müçteba), Daru'l-Asime, I-III, Riyad, tsz. Müslim b. el-Haccâc, Ebü'l-Hasan el-Kuşeyrî, el-Müsnedü's-sahihu'l-muhtasaru bi nakli'l-adli ani'l-adli ilâ Rasulillah sallallahu aleyhi ve sellem, (thk; Muhammed Fuad Abdülbaki), I-V, Beyrut, tsz. Sâbûnî, Muhammed Ali, Ravâiu'l-beyân tefsîru âyâti'l-ahkam, I-II, Beyrut, 1980. Sinanoğlu, Mustafa, "İlhad", DİA, TDV Yayınları, İstanbul, 2000. Sofuoğlu, Mehmed, Tefsire Giriş, Çağrı Yayınları, İstanbul, 1981. Şimşek, M. Sait, Günümüz Tefsir Problemleri, Esra Yayınları, Konya, 1995. __________, Hayat Kaynağı Kur'an Tefsiri, Beyan Yayınları, I-V, Konya, 2010. Tabatabâî, Muhammed Hüseyin, el-Mîzan fî tefsîri'l-Kur'ân, I-XXIII, yy. tsz. Taberânî, Süleyman b. Ahmed, el-Mu'cemu'l-kebîr, (thk; Hamdi b. Abdülmecid es-Selefî), I-XXV, Kahire, tsz. Taberî, Ebu Cafer Muhammed b. Cerir, Camiu'l-beyan an te'vili âyi'l-Kur'an, (thk; Abdullah b. Abdülmuhsin et-Türkî), yy, I-XXVI, 2001. __________, Taberi Tefsiri, (trc; Kerim Aytekin vdğ), Hisar Yayınevi, I-IX, İstanbul, 1996. Tirmizî, Muhammed b. İsa, el-Camiu'l-kebîr, (thk; Beşşâr Avvad Maruf), I-VI, Beyrut, 1998. Topaloğlu, Bekir, "İsm-i A'zam", DİA, TDV Yayınları, İstanbul, 2001. __________, "Rahman", DİA, TDV Yayınları, İstanbul, 2001. Uludağ, Süleyman, "İşari Tefsir", DİA, TDV Yayınları, İstanbul, 2011. Vehbi, Mehmet, Ahkam-ı Kur'aniyye, Kutulmuş Basımevi, İstanbul, 1947. __________, Hulasatu'l-beyan fî tefsîri'l-Kur'an, Üçdal neşriyat, I-XVI, İstanbul, 1967. Yavuz, Yusuf Şevki, "Ehl-i Sünnet", DİA, TDV Yayınları, İstanbul, 1994. 49 Yıldırım, Celal, İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri, Anadolu Yayınları, I-XIV, İstanbul, 1986. Yıldırım, Suat, "Besmele", DİA, TDV Yayınları, İstanbul, 1992. Zehebî, Muhammed es-Seyyid Hüseyin, et-Tefsîr ve'l-müfessirûn, I-III, Kahire, ty. Zehra, Ebu Muhammed, İslamda Siyasi ve İtikadi Mezhepler Tarihi, (trc; Hasan Karakaya vdğ.), Hisar Yayınevi, İstanbul, 1983. Zeylaî, Cemaleddin Abdullah b. Yusuf b. Muhammed, Tahrîcu'l-ehâdis ve'l-âsar el-vâkıa fî Tefsîri'l-Keşşâf li'z-Zemahşerî, (thk; Abdullah b. Abdurrahman es-Sa'd), IIV, Riyad, 1414. Zuhaylî, Vehbe b. Mustafa, et-Tefsîru'l-münîr fi'l-akîdeti ve'ş-şerîati ve'lmenhec, I-XXX, Dimaşk, 1418.

Önceki Sayfa