TEFSİR KAYNAKLARINA GÖRE BESMELENİN TEFSİRİ

I. TEFSİRİN TANIMI

A. Tefsir Kavramı

Sözlükte "açıklamak, beyan etmek" anlamındaki "fesr" kökünden türeyen tefsir,

"açıklamak, ortaya çıkarmak, kelime veya sözdeki kapalılığı gideI. TEFSİRİN TANIMI

A. Tefsir Kavramı

Sözlükte "açıklamak, beyan etmek" anlamındaki "fesr" kökünden türeyen tefsir,

"açıklamak, ortaya çıkarmak, kelime veya sözdeki kapalılığı gidermek" demektir.

Kur'an-ı Kerim'in yorumu için "fesr" veya aynı anlamda "tefsire" kelimeleri kullanılırsa da tefsir yaygınlık kazanmıştır. Tefsir kelimesinin maklub olduğu ve "fesr" ile benzer anlamlar taşıyan "sefr" kökünden geldiği de ileri sürülmüştür. "Sefr" kelimesinin kadının yüzünü açması, baştaki sarığın alınmasıyla başın ortaya çıkması ve sabahın aydınlıkla belirmesi gibi bir şeyin üzerindeki perdenin kalkması ve belli olması, kapalı bir şeyin aydınlanması anlamlarında kullanıldığı bilinmektedir. İnsanın iç yüzünü, tabiatını ortaya çıkaran "sefer" de bu kökten gelmektedir.

 

5. Tefsir Kur'an'ı anlama ve açıklamaya yönelik faaliyetler bütünüdür. Kur'an anlaşılmadıkça uygulanamaz. Uygulanmadıkça da – İslam'a göre insanların yaratılış sebebi olan - Allah'a kulluk, O'nun rızasına uygun bir hayat gerçekleşemez. Kur'an'ı anlamak, Allah'ın ne demek istediğine ulaşmak için yapılan çabalar iki kelime ile ifade edile gelmiş olup bunların ilki aynı zamanda bir ilmin adı olan "tefsir", ikincisi de "te'vil'dir. Tefsir kelimesi "maddi bir şeyin üstünü açıp ortaya çıkarmak" manasına da gelmekle beraber daha ziyade "manayı açmak, açık hale getirmek" anlamında da kullanılmaktadır. Kelimeye bu manada Kur'an'da da yer verilmiştir.

 

6. Kur'an'ı doğru anlamak ve tefsir etmek için en önemli şart, onun Allah kelamıolduğunu ve kendisine özgü bir yapısının bulunduğunu kabul etmektir. Kur'an'a beşer kelamı gibi yaklaşma onu anlamanın ve doğru tefsir etmenin önündeki en önemli engeldir. Allah Kur'an'ı, vasıfları yine bizzat Kur'an-ı Kerim'de ortaya konan muttakiler için hidayet rehberi olarak göndermiştir.

75 Birişik, Abdülhamid, "Tefsir", DİA, İstanbu 2011, XXXX./281.

6. "Onlar sana, herhangi bir mesel -sual veya hal- ile gelmezler ki, biz sana mutlaka en doğrusunu ve engüzel yorumunu getirmiş olmayalım." Furkan, 25/33.

7. İlgili ayetler şunladır. Bakara, 2/2-4; Ali-İmran, 3/138; Maide, 5/15-16; Nahl, 16/102; Fussilet, 41/44. 

6 Tefsir ilminin mahiyeti bütünüyle Kur'an ayetleridir. Tefsir Kur'an'ın bütünayetlerini ve kelimelerini tetkik konusu yapar. Tefsir ilminin gayesi, dünya ve ahirette selamete ve mutluluğa ulaşmak için Allah'ın kitabını, onun maksadına uygun şekilde anlamak, anlatmak ve faydalı biçimde çıkarmak ve elde etmektir.

8. Kuran'ın ilk müfessirinin Hz. Peygamber olduğu noktasında bir ihtilaf yoktur.Bunu ehl-i Kur'an ekolü mensupları da kabul etmektedir. Tefsiri ondan ashabı almış, ashap da bu bilgileri tabiine aktarmıştır. Muteber hadis kaynaklarında, Rasülullah yer yer ashabın yanlış anlama ve yorumlamalarını tashih etmekte, yer yer doğrudan bir ayeti veya sureyi yorumlamakta veya kapalı bir noksanı açıklamakta, bazen de sorulara cevap mahiyetinde Kur'an'ı tefsir etmektedir. Ayetteki kapalılığın giderilmesi, bilinmeyen bir kelimenin izahı, ayetin ayetle tefsir edilmesi, ayette anlatılan bir olaya dair ayrıntı verilmesi bu tefsir şekillerindendir. Böylece Rasülullah yaptığı yorumlarla mücmeli beyan, mutlağını takyit, müşkilin tavzih, müphemini beyan, umumunu tahsis ve neshini beyan etmiş, yer yer başka açıklamalar da yapmıştır.9

Her zaman ve her devirde dini, felsefi ve ilmi eserlerin muhatapları tarafından iyice anlaşılıp kavranabilmesi için onların kendilerini iyi anlayanlar tarafından izah edilip açıklanması lazım gelir. Bu gibi eserlerde öyle esas ve prensipler var ki, onu okuyan herkes ne demek istediğini anlayamaz. Hele insanlığı delalet bataklığından kurtaracak esasları ihtiva eden ilahi kitapların muhteviyatı, muhatapları tarafından daha iyi anlaşılması gerekir. O halde, ilahi kitapların sonuncusu olan Kuran'ın Müslümanlar, hatta bütün insanlar tarafından anlaşılıp insanların ona bağlanabilmek için O'nun mutlak surette tefsir ve izah edilmesi icap ediyordu.10 Şimdi ise Kur'an'dan alacağımız örneklerle Hz. Muhammed'in mübelliğ ve mübeyyin olduğunu açıklayalım. Hz. Peygamber tebliğ ve tebyinle mükelleftir. Tebliğ peygamberliğin esaslarından biridir. Tebliğsiz peygamber olmaz. Bu bakımdan Kur'an-ı Kerim'de gerek Hz. Muhammed'e ve gerekse diğer peygamberlere ait tebliğ emirleri pek çoktur. Biz bunlardan bir kaç tanesini örnek almakla iktifa edeceğiz.11

 

8. İbn Kesir, Hadislerle Kur'an-ı Kerim Tefsiri, (trc. Bekir Karlıca, Bedreddin Çetiner), Çağrı yayınları,İstanbul 1983, I, 419.

9. Birişik, a.g.e., s. 284.

10. Cerrahoğlu, İsmail, Tefsir Usûlü, TDV Yayınları, Ankara 1991, s. 210.

11. Maide, 5/67; Nahl, 16/44; İbrahim, 14/4; Sad, 38/29.

7. B. Tefsirle Anlam Yakınlığı Olan Kavramlar.

1. Te'vil

Kur'an-ı Kerim'in yorumu hakkında tefsir dışında te'vil, tebyin, beyan, ta'lim gibi kelimeler kullanılmaktadır. Tevil kavramının kökü "evl" olup, bir şeyin dönüp dolaşıp vardığı son nokta, sözün neticesi, işin akıbeti, rüyanın yorumu gibi anlamlara gelir. Terim olarak tevil, Allah'ın Kur'an lafzında açık olmayan muradını kelamın akışına, kitap ve sünnete uygun düşecek tarzda ilgili lafzın muhtemel manalarından çıkararak açıklamak demektir.12 Kur'an'ın çeşitli yerlerinde geçen kelime Alu İmran suresinde terim anlamına zemin hazırlayacak biçimde müteşabih ayetlerin açıklanması kapsamında kullanılmıştır. 13 Rüyanın yorumu anlamında daha çok Yusuf kıssasında geçen te'vil kelimesi 14 terim manasını teyit eder mahiyettedir. Hz. Musa ile Hızır kıssasında olayların iç yüzünün açıklanmasıyla ilgili biçimde te'vil kelimesi yer almaktadır.15 Te'vil kelimesi zaman zaman tefsir manasında kullanılmış ise de ikisi arasında fark vardır. Tefsir, kelimenin kesin anlamıdır. Te'vil ise kesinlik olmadan muhtemel anlamlardan birini tercih etmektir.16

2. Tercüme

Sözlükte "açıklamak, tefsir etmek, bir metni bir dilden diğerine çevirmek, bir kimsenin hayatını anlatmak" manalarındaki tercüme kelimesi (çoğulu terâcim) terim olarak hadis kitaplarının ana bölümleriyle alt bölümlerin başlıklarını, hadis metnini birbirine nakleden ravilerin isimlerinden oluşan senedi, bir kimsenin biyografisini ve içinde aynı senetle rivayet edilen hadislerin toplandığı kitapları ifade eder. Tercüme aslında "insan, yer, bölge, olay, kitap gibi şeylere isim ve unvan verme ve bunları tanımlama" anlamına gelir. Unvan vermek, unvanın altında ayrıntılı biçimde açıklanan hususları başlıkta özet halinde sunmak ve bir manada bunları kısa şekilde tanımlamak demektir.17

Tercüme bir kelamın manasını diğer bir lisanda dengi bir tabir ile aynen ifade etmektir. Tercüme aslın manasına tamamen mutabık olmak için sarahatte, delalette,

 

12 Birişik, a.g.e., s. 281.

13 Ali-İmran, 3/7.

14 Yusuf, 12/6, 21, 36, 37, 44, 45, 100, 101.

15 Kehf, 18/78, 82.

16 Ateş, Süleyman, Yüce Kur'an'ın Çağdaş Tefsiri, Yeni Ufuklar Neşriyat, İstanbul 1988, I, 52.

17Ahatlı, Erdinç, "Tercüme", DİA, İstanbul 2011, XXXX./483.

8

icmalde, tafsilde, umumda, hususta, ıtlakta, takyit'te, kuvvette, isabette, hüsnü edada, üslubu beyanda, hasılı ilimde, sanatta asıldaki ifadeye müsavi olmak iktiza eder. Yoksa tam bir tercüme değil, eksik bir anlatış olmuş olur.18

Lügat ve terminolojik anlamına bakıldığında iki tür tercümeden söz etmek mümkündür.

a. Harfi veya lafzi tercüme: Cümlenin nazmında ve düzeninde aslına benzemesi hedef alınan veya başka bir deyimle müradifinin yerine konmaya benzeyen tercümedir.

b. Manevi veya tefsiri tercüme: Cümlenin düzeninde ve tanziminde aslına benzetilmesi gözetilmeyen tercümedir. Bu tercümede asıl hedef eserin ana dilindeki metninde kastettiği maksadın ve anlamın çevrilen dilde gayet güzel ve akıcı bir şekilde ifade edilmesidir.19

3. Meal

Meal kelimesi de esasen tevilin mehazı olan "evl" manasına mastarı mimidir. Bir şeyin varacağı gaye manasına ismi mekan da olur ki, tevilin hâsılı demektir. Bundan başka meal bir şeyi eksiltmek manasına da gelir. Onun için örfte bir kelamın manasını her vecihle aynen değil de biraz noksanıyla hasılına göre ifade etmeğe de meal denilmiştir. Bizim meal tabirini tercih etmemiz de bu eksiklik haysiyetiyledir.20

Kur'an-ı Kerim'in tam bir tercümesi yapılamayacağına göre onun sadece aslına yakın bir şekilde biraz noksanıyla ifade etmeğe yani tefsiri tercümesini yapmağa Kur'an'ın tercümesi demekten kaçınılmış, tercüme sözü yerine meal lafzı kullanılmıştır. Meal kelimesi "evl" kökünden mimli mastardır. Bir şeyin varacağı yer ve gaye manasında mekân ismi de olur. Bir şeyin koyulaşıp katı hale gelmesine de meal denir. Istılahta ise bir sözün manasının her yönüyle aynen değil de biraz noksanıyla ifade edilmesine meal denir. İşte Kur'an-ı Kerim'in tercümesi için kullanılan meal kelimesi onu aynen tercüme etmeye imkân olmadığını, daha doğrusu yapılan işte bir eksikliğin mevcut olduğunu belirtmek içindir.21 Arapça bilmeyen Müslümanlara mümkün mertebe Allah'ın kelamını kendi dilleriyle anlatmak ve Müslüman olmayanlar arasında İslami

 

18 Yazır, Elmalılı Hamdi, Hak Dini Kur'an Dili, Eser kitabevi, İstanbul 1971, I, 9.

19 İbn Kesir, a.g.e., s. 376.

20 Yazır, a.g.e., s. 30.

21 Cerrahoğlu, a.g.e., s. 220. 

9

yaymak için Kur'an-ı Kerim'in tercümesi zaruridir. Bunun da salahiyetle heyetler tarafından yapılması gereklidir.

II. TEFSİR ÇEŞİTLERİ

A. Nakil ve İçtihat Yönlü Tefsirler

1. Rivayet Tefsiri

Rivayet tefsir okulu ortaya çıkan ilk tefsir okuludur. Çünkü Rasulullah, sahabenin anlamada güçlük çektiği Kur'an ayetlerini tefsir ediyordu. Sahabe Hz. Peygamber ile beraber yaşadıklarından ve vahyin gelişi zamanında bulunduklarından, başkalarının Kur'an'ı anlamak için muhtaç oldukları birçok şeye ihtiyaç duymuyordu. Bundan dolayı, Hz. Peygamber'in yaptığı tefsir çok azdı.22 Sahabe Kur'an'ı rahatlıkla anlıyordu. Çünkü aralarında geçerli konuşmalarının ve edebiyatlarının temeli olan dil ile nazil oldu. İman etmelerinin sebebi ise, onu nazım olarak anladıkları halde tatlılık ve nefse tesir açısından benzerini getirememeleridir.

Hatta Arapların inatçıları Onu rivayet edilip öğretilen bir büyü olarak nitelediler.23 Bu arada belirtelim ki, öteden beri rivayet tefsirinde ilk sırada genellikle Hz. Peygamberin sözleri ve uygulamaları değil de Kur'an'ın o konuyla ilgili diğer ayetleri zikredilir. Yani ayet, yine başka bir ayetle onu daha doğru anlamamızı sağlayacak diğer bazı ayetlerin yardımıyla anlaşılmaya çalışılır. Buna Kur'an'ın Kur'an'la tefsiri veya ayetin ayetle yorumlanması denmektedir. Esasında Kur'an ayetlerinin yorumlanmasında müfessirlerimizin pek çoğunun yaptığı gibi ilk yapılması gereken budur. Yani Kur'an'ı yine Kur'an'la tefsir etmektir.24

Kur'an'ın hadisle tefsirine gelince bu tefsirin kesinlikle olmazsa olmaz şartıdır.

Hz. Peygamber Allah Teâlâ'dan vahiy alıyordu. Kur'an Allah Teâlâ'nın insanlığın ıslahı için Hz. Peygambere indirdiği mucizesi, düsturu ve programıdır. Allah Teâlâ Resulünü Kur'an'ı insanlara tebliğ etmekle mükellef kıldı. "Ey Peygamber! Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer bunu yapmazsan O'nun elçiliğini yapmamış olursun. Allah seni insanlardan korur."

25 "İnsanlara indirileni tebliğ edesin diye sana Kur'an'ı 

22 Abdullah, Müsaid Müslim, Gelişme Döneminde Tefsir, Çağlayan Matbaası, İzmir 2006, s. 68.

23 Müddessir, 74/24.

24 Aydar Hidayet, Tarih Perspektifinden Örnek Tefsir Metinleri, Yeni Zamanlar Yayınları, İstanbul 2013,

I, 145.

25 Maide, 5/67.

10

indirdik. Umulur ki, onlar düşünürler"

26 ayetlerini Kur'an'ın hadisle tefsirine örnek verebiliriz.

Rivayet ekolunun en önemli esaslarından sayılan sahabe-i kiram tefsiri ve tabiunun tefsiri de vardır. Sahabe-i kiram, Allah Teâlâ'nın Rasulullah'a uymak, onun risaletini omuzlamak, dinini tebliğ etmek üzere seçtiği kimselerdir. Onları bu işe tahsis etmiştir. Bunun için onlar, insanlığın uyacağı ve kıyamet gününe kadar da izlerinden yürüyeceği yegâne örnek insanlar oldular. Onların tümünün fazileti hakkında birçok ayet geldiği gibi, onlardan bazı kimselerin faziletini haber veren ayetler de gelmiştir.27

Sahabe-i kiramın tefsirini ayetle örneklendirecek olursak; "Muhammed Allah'ın elçisidir. Onun yanında bulunanlar, kâfirlere karşı katı, birbirlerine karşı merhametlidirler. Onların rükû ve secde ederek Allah'ın lütuf ve rızasını aradıklarını görürsün. Yüzlerinde secde izinden nişanlar vardır. Onların Tevrat'taki vasıfları ve İncil'deki vasıfları da şöyle bir ekin gibidir ki, filizini çıkardı, onu güçlendirdi, kalınlaştı derken gövdesinin üstüne dikildi. Ekincilerin hoşuna gider, onlara karşı kafirleri de öfkelendirir bir duruma geldi."

28 Ve birde Tabiun tefsiri vardır ki, Rivayet tefsiri okulu taraftarları tabiunun ürünlerini me'sur veya eser tefsiri olarak kabul ediyorlar. Meşhur müfessir ez-Zehebî'nin dediği gibi; "Me'sur tefsir Kur'an'ın bazı ayetlerini açıklayan Allah'ın kitabındaki naslardan muradını izah etmek için Resulullah'tan, sahabeden ve tabiundan naklolunan rivayetleri içine alır."

29

Hz. Peygamber Kur'an'ın tamamını veya büyük bir çoğunluğunu tefsir ettiğine göre, geri kalanını da sahabe anlıyordu. Sahabe Kuran'ı tabiuna tefsir etti. Bu itibarla, hiç kimsenin Kur'an hakkında içtihat etmesine hacet yoktur. O halde Kur'an tefsiri için Hz. Peygamber, sahabe ve tabiundan gelen rivayetlerden başka kaynak yoktur.30

2. Dirayet Tefsiri

Tefsirin ikinci çeşidi dirayet tefsiridir. Buna "tefsir bi'r-rey" de denir. Bu tefsir usulünde müfessir manayı açıklamada özel anlayışına ve kendi görüşüyle istinbata dayanır. Şeriatın ruhu ile uyuşan ve onun naslarına dayanan anlama, rey ile tefsir

 

26 Nahl, 16/44.

27 Abdullah, a.g.e., s. 73.

28 Feth, 48/29.

29 Zehebî, Muhammed es-Seyyid Hüseyin, et-Tefsir ve'l-müfessirun, Kahire, ty, I, 112.

30 Abdullah, a.g.e., s. 79.

11

değildir. Şahidi olmayan sırf rey ile tefsir Allahın kitabında haktan uzaklaşmaya bir davettir. Tefsiri bu ruh ile alanların çoğu, batıl mezheplere inanan ve Kur'an'a kasteden bidat ehlinden olup, Kur'an'ı kendi görüşlerine uygun olarak yorumlamışlardır. Bunların ne reylerinde ne de tefsirlerinde sahabe ve tabiundan selefleri yoktur. Bunlar kendi mezheplerinin asıllarına uygun tefsirler yazmışlardır.31 Kur'an'ı sadece rey ile tefsir etmek, bir asla dayanmadan içtihat eylemek, yapılması caiz olmayan bir haramdır. Yüce Allah bu konuda şöyle buyurmuştur:

"Hakkında bilgi sahibi olmadığın bir şeyin ardından gitme"

32

Rasülullah (s.a.v) de bu konuda şöyle buyurmuştur: "Kim, Kur'an hakkında kendi görüşü ile veya bilmediği şeyle söz söylerse cehennemdeki yerine hazırlansın."

33

Dirayet tefsirinde reyin dayanması gereken şeyler şunlardır:

1. Zaaftan ve mevzudan son derece sakınmakla beraber Rasulullah'tan nakletmek.

2. Sahabi kavlini almak. Bunun mutlak olarak merfu hükmünde olduğu söylenmiştir. Bazıları da bunu, hakkında reye mecal olmayan nüzul sebeplerine ve benzerlerine tahsis etmişlerdir.

3. Ayetleri Arap kelamından çoğunun delalet etmediği şeylere sarf etmekten sakınmakla beraber lügatin mutlakına tutunmak.

4. Kelamın gerektirdiği ve şeriat kanununun delalet eylediği şeyi almak. Rey ile tefsirde uzak durmak icap eden hususlara gelince onların en önemlileri şunlardır:

1. Dil ve din kanunlarını bilmeden Allah'ın kelamından Allah'ın muradını beyan etmeye kalkmak.

2. Allah'ın, ilmini kendisine ayırdığı hususlara dalmak.

3. Allah'ın kelamını bozuk mezheplere hamletmek.

4. Delilsiz olarak Allah'ın muradını budur diye kesip atmak.

5. Heva ve istihsan ile beraber yürümek.34

Allah'ın dini hakkında zan ile konuşan, Allah üzerine bilmediği şeyi söylemiş olur. Yüce Allah bunu kitabında kullarına haram kılmıştır: "De ki: Rabbim ancak açık ve gizli kötülükleri, günahı ve haksız yere sınırı aşmayı, hakkında hiçbir delil

 

31 el-Kattan, Menna b. Halil, Mebahisu fi Ulûmu'l-Kur'an, yy, 2000, s,362.

32İsra, 17/36.

33Tirmizi, Tefsir, 1.

34Sofuoğlu, Mehmed, Tefsire Giriş, Çağrı yayınları, İstanbul 1981, s. 307.

12

indirmediği bir şeyi, Allah'a ortak koşmanızı ve Allah hakkında bilmediğiniz şeyleri söylemenizi haram kılmıştır."

35

Kısacası sahabe ve tabiinin mezheplerinden ve onların tefsirlerinden yüz çevirip onlara mühalif olan şeylere sapan kimse, hata etmiş, hatta bidat işlemiş olur. Çünkü onlar, Kur'an'ın tefsirini ve manalarını en iyi bilenlerdir. Nitekim onlar, Allah'ın, Rasulünün kendisiyle gönderdiği hakkı da en iyi bilenlerdir.36

3. Lügavi Tefsirler

Diğer bir tefsir çeşidimiz de lügat yönü ağır basan tefsirlerdir. Lügat tefsirleri derken daha ziyade kelime ve gramer tahlillerinin yapıldığı tefsirleri kastediyoruz. Buralarda üzerinde durulan ayette geçen kelimelerin türevleri, Arap dili ve edebiyatındaki kullanımı, içerdiği manalar, okunuş tarzı, ayrıca ibarelerin irab tahlilleri ve saire yapılmakta, buna göre ayetlere anlam verilmektedir. Çünkü ayetlerden ahkâm çıkarma hususunda bazı kelimelerin manaları önemli bir rol oynamakta; bir kelimenin şu veya bu anlama gelişi, hükmün de ona göre değişmesine sebep olmaktadır. Bunun en meşhur misali: "Boşanmış kadınlar kendi kendilerine üç hayız (veya temizlenme) müddeti beklerler"

37 ayetinde geçen "gurû" kelimesidir. Bilindiği gibi Hanefiler bu kelimeye "hayız", Maliki ve Şafiiler ise tam tersine "temizlik" manasını vermişler; dolayısıyla, boşanmış kadının iddet müddeti hakkında bir birinden farklı neticelere ulaşmışlardır.38 "Gurû" kelimsi iki zıt manayı taşıyan sözlerden olup hem hayız, hem tuhûr (hayızdan temizlenme) manalarına gelir. Aslında "gurû", toplanmaya denir. Hayız denilmesi de, kadının rahminde biriken kandan ötürüdür.

39 İşte bu sebeple ayetlerdenahkâm çıkaran kimselerin iyi bir lügat bilgisine sahip olmaları gerekir.

4. İşârî Tefsirler

Sözlükte, bir nesneyi gösterme, bir anlamı üstü kapalı bir şekilde ifade etme, dolaylı ve kinayeli bir sözle anlatma gibi manalara gelen işaret, tasavvufta maksadı söz aracılığı olmadan başkasına bildirme, ibareyle anlatılmayan, yalnızca ilham, keşif gibi

 

35 Araf, 7/33.

36 el-Kattan, a.g.e., s. 364.

37 Bakara, 2/ 228.

38 Güngör, Mevlüt, Cassâs ve Ahkâmu'l-Kur'an'ı, Elif matbaası, Ankara 1989, s. 169.

39 Sâbûnî, Muhammed Ali, Ravaiul beyan Tefsiru Ayatil Ahkam, Beyrut, 1980, I, 318.

13 yollarla elde edilmiş bilgi ve sezgi sayesinde anlaşılabilecek kadar gizli olan mana şeklinde tanımlanmış, keşif ve ilhamla Kur'an ayetlerinin bir kısmının veya tamamının yorumlandığı tefsirler de işari tefsir adını almıştır.40

Sufilere göre Kur'an'daki kelime ve cümlelerin ilk bakışta akla gelen dış (zahir) anlamlarından başka birde bunların derininde bulunan iç (batın) manaları vardır. Bu manaya ulaşmak, bilgi birikimi ve tefekkür kabiliyetinin yanında ahlaki olgunluğu da gerektirir. Kur'an'ın dış anlamını Arapça bilenler, iç anlamını yakîn ehli olan arifler bilirler.41

Mutasavvıflar Kur'an tefsirinde, ayetlerin zahiri manasından ziyade batını üzerinde durmuşlardır. Onlar zahir mana ile maksada ulaşmaktan ziyade, ihtilafa düşüldüğünü görmüşlerdir. Mutasavvıflar batini mana veriyorlarsa da, zahiri manayı tamamen hükümsüz addetmiyor ve şeriat için lüzumlu görüyorlar. Batinîler ise şeriatı bertaraf etmek için, tefsirden murad zahiri olan değil, batini olandır diyorlar.42

Şüphesiz İslam tasavvufu ne felsefe ve ne sözden ibaret değil, bir hal ilmidir.İslam tasavvufunda şer'î olmayan keşif ve ilhamın hiç bir değeri yoktur. Onlarda şaşmaz ölçü kitap ve sünnet kabul edilmiştir. Beyâzid el-Bestâmî gibi büyük mutasavvıflar; "Bir adamın gökte uçtuğunu, suda yürüdüğünü görseniz, onun amellerini kitap ve sünnet terazisinde tartmadıkça kabul etmeyiniz" demişlerdir. İşarî tefsir bir zevk halinin eseri olmaları sebebi ile, onun yazarı ve söyleyeni kim olursa olsun kitap, sünnet, akıl ve mantığa uymuyorsa kabul etmek zorunda değiliz. Çünkü hakiki olan bütün İslam mutasavvıfları, şeriat için ayetin zahir manasını lüzumlu ve uygun görmüşlerdir.43

5. Ahkâm Tefsirleri

Kur'an-ı Kerim'de birçok yerde geçen ahkam, kelime olarak hakimlerin, hükmedenlerin, hüküm cihetiyle en alimi, en adili ve en mahiri anlamlarına gelmektedir.44 Bilindiği gibi Kur'an'ın bazı ayetleri Müslümanların günlük yaşantılarını düzenleyen hükümler içermektedir. Bazı ayetler ibadet hayatını belirlerken, bazıları da

 

40 Uludağ, Süleyman, "İşârî Tefsir", DİA, İstabul 2011, XXIII./ 424.

41 Kamisyon, Kur'an Yolu Türkçe Meal ve Tefsir, DİA yayınları, Ankara 2006, I, 45.

42 Cerrahoğlu, İsmail, Kur'an Tefsirinin Doğuşu ve Buna Hız Veren Amiller, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Yayınları, Ankara 1968, s. 125.

43 Cerrahoğlu, İsmail, Tefsir Tarihi, DİA yayınları, Ankara 1988, II, 14.

44 Çanga, Mahmud, Kur'an-ı Kerim Lügati, Timaş yayınları, İstanbul 1994, s. 152-153.

14 ticaret ve müamelatta nelere dikkat edilmesi gerektiğine dair hükümler içermektedir. Aynı zamanda Kur'an'da suç olduğu tasrih edilmiş, bazı davranışlar vardır. Bunları işleyenlerin maruz kalacağı cezalar da Kur'an'da zikredilmektedir. 45 İşte ahkam tefsirleri ağırlıklı olarak bu hususların geçtiği ayetleri işleyen, irdeleyen ve onlardan hükümler istinbat eden, bu konularla ilgili âlimlerin, bilhassa ameli mezhep imamlarının görüşlerini ele alıp tartışan tefsirlerdir. 46 Bu yönüyle ele alındığında ahkâm ayetleri

ikiye ayrılır:

1. İçinde ahkâm bulunduğu tasrih edilmiş olan ayetler.47

2. Doğrudan doğruya bir hüküm ifade etmeyen, ancak istinbat yoluyla hüküm çıkarılabilen ayetler.

Bu grupların her birinde yer alan ayetlerin sayısı kesin olmamakla birlikte, son zamanlarda benimsenen bir tasnife göre, bunların yüz kırkı ibadetlere, yetmişi aile hukukuna, yetmişi medeni hukuka, otuzu ceza hukukuna, onu üç veya yirmisi usuli mühakemata, yirmi ikisi harp ve sulh hukukuna, onu da mali ve iktisadi konulara dairdir. 48 Kısacası bu ilim, dini nasslardan, delillerden şer'î hükümlerin ne gibi kaidelere, mengeçlere tatbiken istinbat ve istihraç olunacağını gösterir.49

B. MENSUB OLDUKLARI MEZHEBE GÖRE TEFSİRLER

1. Ehl-i Sünnet Mezhebi Anlayışına Göre Yazılmış Tefsirler

Manevi alanda çizilen yolu benimseyenler anlamına gelen ehl-i sünnet tamlaması ehlü's-sünne ve'l-cemaa ifadesinin kısaltılmış şeklidir. Buradaki sünnetten maksat, dini tebliğ ve beyan etmekle görevli bulunan Hz. Peygamber'in İslam'ın temel konularını anlama ve benimseme tarzıdır. Cemaat kavramı, her devirdeki Müslümanların büyük ekseriyeti ve müçtehit âlimler gibi farklı şekillerde yorumlanmışsa da vahyin ilk muhatapları olup inanç, ibadet, hukuk ve ahlak cepheleriyle İslam'ı bir bütün olarak sonraki nesillere aktaran ashap cemaati anlamına geldiği yolundaki görüş tercih edilmiştir.

 

45 Nisa, 4/58; Bakara, 2/113; Maide, 5/95.

46 Aydar, a.g.e., s. 273.

47 Bakara, 2/188; Nisa, 4/65; Maide, 5/43.

48 Çetiner, Bedreddin, "Ahkamu'l-Kur'an", DİA, İstanbul 1998, I./ 551.

49 Bilmen, Ömer Nasuhi, Tefsir Tarihi, Örnek matbaası, Ankara 1955, s. 136. 

15

Ehl-i Sünnet inancının oluşmasına etki eden alimlerin başında Ebu Hanife gelmektedir. Çünkü Ebu Hanife bid'at ehli (dine yeni şeyler ilave edenler) karşısında ilahi sıfatları, kaderi ve şefaati kabul etmiş, Kur'an'ın mahluk olmadığını ve insan fiillerinin Allah tarafından yaratıldığını, büyük günah işleyen kimselerin mümin olduğunu savunmuştur. Onun bu yaklaşımı Ehl-i Sünnet inancının oluşmasına büyük katkı sağlamıştır.50

Ehl-i Sünnet aklı vahye tabi kılıp, vahiyle akıl arasında bir denge kurmuştur. Bu yaklaşımın doğal sonucu olarak her konuda mutedil bir çizgide yer alıp aşırı uçlardan uzak kalmayı tercih etmiştir. Bu başarıda önemli pay sahibi olan iki İslam bilgininden biri Ebü'l-Hasan el-Eş'ârî (ö. 324/935), diğeri de İmam Maturidî (ö. 333/944)'dir. Her ikisi de yazmış oldukları eserlerle sünni kelamı savunmuşlardır. Ancak adından en fazla söz ettiren İmam Maturidî olmuştur. Çünkü o, daha önce de belirttiğimiz gibi kaleme aldığı "Te'vîlâtu'l-Kur'an" isimli tefsiriyle yalnızca Ehl-i Sünnet inanç sistemini oluşturmakla kalmamış, tefsir ilmine yeni ve orijinal boyutlar da kazandırmıştır. Onun ardından da aynı ekole mensup müfessirler Ehl-i Sünnet anlayışı çerçevesinde tefsirler kaleme alarak bu yarışta üzerlerine düşen görevi yerine getirmeye çalışmışlardır. Bugün araştırıldığında görülecektir ki, dünya Müslümanlarının büyük çoğunluğu Ehl-i Sünnet inancı doğrultusunda bir hayat görüşünü benimsemiştir. Doğal olarak bunda söz konusu mezhebin ilkeleri çerçevesinde kaleme alınan sünni tefsirlerin büyük katkısı bulunmaktadır.51

2. Şiî Anlayışına Göre Yazılmış Tefsirler

Arapça bir söz olan "Şia", "müşayaa" kökünden gelmektedir ve birisine uyanlar, bölük anlamındadır.52

Şia kelimesi Kur'an-ı Kerim'de bazı ayetlerde bölükler53 anlamına, bazı ayetlerde taraftar, birinin tarafını tutan, birine uyan anlamına,54 bazen de yayılmak55 anlamını vererek "şia" tarzında geçer ve "şaâ-yeşîu"dan gelir. "Şia" kelimesi kutsal bir mana taşımamaktadır. Daha doğrusu şia kelimesi izafi manası olan bir kelimedir. Taraftar

 

50 Yavuz, Yusuf Şevki, "Ehl-i Sünnet", DİA, İstanbul 1994, X/ 525.

51 Demirci, Muhsin, Tefsir Tarihi, M.Ü. İ.V yayınları, İstanbul 2013, s. 199.

52 Gölpınarlı, Abdülbakiy, Tarih Boyunca İslam Mezhepleri ve Şiîlik, Der yayınları, İstanbul 1979, s. 21.

53 Rum, 30/32.

54 Saffat, 37/83.

55 Nur, 24/19.

16

olan, başkasına uyan anlamını taşır. Buna göre, kime nisbet edilirse ondan haklılık veya batıllık, yani doğruluktan yana veya şerden yana anlamını verir. İyi, doğru adamın taraftarının iyi olduğu sanılır. Buradaki doğruluk, mutlak bir doğruluk olmayıp, tabi olunan şahsın doğruluğu nispetinde ondan doğruluk payı alınır. Kötü bir kişinin taraftarı da o kötü kişiye nispetle kötülük yapma yolunda olacağı için kötü olur. Bunun için "şia" kelimesi mutlak surette iyilik taraftarı manasını taşımaz.

Kelimenin kök manasında ayrılma ve taraf tutma bulunduğu için bir bütünün içinde bir bölük ifade eder. Şiîler Hz. Ali gibi iyi bir kişiye uymakla iftihar ederler. Bunu yaparken ve Hz. Ali'yi önder seçmekle de bir kişinin etrafında bir grup teşkil ediyorlar ve gruplaşmaktan da övünerek bahsediyorlar. Aslında her mezhep ve grup, mensup olduğu mezheple iftihar etmezse, o mezhepten olmaz. Bunun için mezhepçiliğin felsefesinde ve ruhunda kendi mezhebi ile övünme vardır.56 Şimdi de bu mezhebin görüşleri doğrultusunda kaleme alınan tefsirlerden önemlilerini şöyle sıralamak mümkündür:

1. Kummî, Ali b. İbrahim (hicri III. veya IV. asır), Tefsîru'l-Kummî.

2. Tûsî, Ebu Cafer Muhammed b. el-Hasan (ö. 460/1068), et-Tibyân.

3. Tabressî, Ebu Ali el-Fadl b. el-Hasan (ö. 548/1153), Mecmeu'l-beyân fî tefsîri'l-Kur'an.

4. Sultan Muhammed b. Hacer el-Becahtî (hicri XIV. asır), Beyânu's-saâde fî makâmâti'l-ibâde.

5. Tabatabâî, Muhammed Hüseyin, el-Mîzân fî tefsîri'l-Kur'an.

Şiîlik üçüncü halife Hz. Osman (r.a) zamanında ortaya çıktı. Hz. Ali (r.a) zamanında ise Hz. Ali (r.a)'ın hiçbir katkısı olmaksızın büyüdü ve gelişti. Hz. Ali (r.a)'ın üstün kabiliyetinin istismarı buna vesile olmuştur. Hz. Ali vefat edince şiilik, mezhepler haline geldi. Bazıları çok aşırı iken bazıları mutedil idi. Fakat her halükarda şiiler, Ehl-i Beyt'e bağlılıkta aşırı bir taassuba kaçmalarıyla tanınmışlardır.57

 

56 Atay, Hüseyin, Ehl-i Sünnet ve Şia, A.Ü.İ.F yayınları, Ankara 1983, s. 17.

57 Ebu Zehra, Muhammed, İslamda Siyasi ve İtikadi Mezhepler Tarihi, (trc. Hasan Karakaya, Kerim

Aytekin), Hisar yayınevi, İstanbul 1983, s. 41. 

17

C. ZAMANIMIZA KADAR TEFSİR HAREKETLERİNE KISA BİR

BAKIŞ

1. Mezhebî Tefsirler

Mezhebî tefsirler çeşitli îtikadî mezheplerin ortaya çıkışından sonra Kur'an'ın söz konusu mezheplere bağlı müfessirlerce kelami tartışma eksenli tefsirdir. Hz. Peygamber zamanında müslümanlar arasında herhangi bir ihtilaf söz konusu değildi. Çünkü anlaşmazlıklarda hakem Allah Resulü idi. Ancak Hz. Peygamber'in ahirete irtihal etmesinden sonra durum değişti ve müslümanlar arasında bir takım ihtilaflar baş göstermeye başladı. Bu ihtilaflar arasında kelami tartışmalar da vardı. Özellikle Hz. Osman'ın son dönemlerindeki olayların yol açtığı Cemel ve Sıffin savaşları kelami ayrılıkların çekirdeğini oluşturdu. Zira söz konusu savaşlardan sonra sistemli olmasa da iman-küfür sorunu sorgulanmaya başlayıp kader, büyük günah işleyenlerin dini vb. konular tartışılmaya başladı. Bunun sonucunda da Harici, Mürcie, Şia ve Mutezile mezhebi tarihteki yerini aldı. Bu oluşumun ardından da söz konusu mezheplere karşı bir tepki olarak Eşariyye ve Maturidiyye ekollerinin oluşturduğu Ehl-i Sünnet mezhebi ortaya çıktı. İşte İslam'ın birinci asrından itibaren ortaya çıkmaya başlayan bu mezhepler, tefsire hız veren amillerin başında yer almış oldu. Çünkü her mezhep Kur'an'a dayandığı oranda güçleniyor ve taraftar topluyordu. Bunun için mezhepler kelami görüşlerini sistematik bir hale getirmek için tefsire öncelik veriyorlardı. Ancak Ehl-i Sünnet gibi bazı mezhepler Kur'an'ı esas alarak ortaya koyacakları ilkeleri ondan çıkarırken, Mutezile ve Şia gibi bir kısım mezhep mensubu da bağlı bulundukları mezhebin veya ekolün görüşlerini esas alıp, Kur'an ayetlerini onlara dayanak yapıyordu.58

Şu bir gerçektir ki, insanların düşünceleri değişiktir. Bir kısım alimler; "insanoğlu ilk yaratılışından beri bu kainata felsefi bakışlarla bakmaktadır" diyorlar. Ama bu bakışların sebep olduğu hayal ve tasavvurlar, insanların gördükleri ve ilgilerini çeken şeylerin farklı olduğuna göre değişmektedir. İnsanoğlu medeniyet ve ilerleme yolunda her adım attıkça ihtilaflar artmış ve bu ihtilaflardan çeşitli felsefi, sosyal ve ekonomik doktrinler meydana gelmiştir. Bir sınırlama yapmaksızın bir kısmını zikretmeye çalışalım. Bunlar; İhtilaf konusu meselelerin aslında açık olmayıp kapalı oluşu, arzu,

 

58 Demirci, Muhsin, Tefsir Terimleri Sözlüğü, İFAV yayınları, İstanbul 2009, s. 167.

18

heva ve heveslerin ve mizaçların değişik oluşu, branşların değişik oluşu, eskileri taklid, anlayış kabiliyeti ve algılama güçlerinin farklı oluşu ve son olarak liderlik sevdası ve başkalarına hükmetme arzularından oluşmaktadır. İşte bunlar, insanların inceledikleri mevzularda ve araştırmalar sonunda vardıkları neticelerde ihtilafa düşme sebeplerinden bazılarıdır. Genellikle bu ihtilaf sebepleri belirli bir bölgeye veya belirli bir mevzua mahsus olmayıp her yer ve her mevzu için söz konusu olan sebeplerdir. İşte bu sebepler sonucu farklı farklı mezhepler ve mezhebi tefsirler ortaya çıkmıştır.59

2. İlhadi Tefsirler

Sözlükte, meyledip yönelmek, gerçekten sapmak, emredileni yerine getirmemek, kuşku duymak, mücadele ve münakaşa etmek gibi anlamlara gelen ilhad, kelam terimi olarak; Allah'ın varlığı ve birliğini, dinin temel hükümlerini inkar etmek, bunlar hakkında kuşku beslemek veya uyandırmak, dini kuralları hafife almak manasında kullanılır. 60 Kur'an-ı Kerim'de fiil ve masdar halinde geçtiği dört ayette "Allah'ın isimlerini tahrif ve tağyir ederek O'nu inkara kalkışmak, Kur'an'ın Allah tarafından gönderildiğine inanmamak ve onu başka birine nispet etmek, haktan sapmak, ayetleri yalanlamak, sapıkça tevil ve tahrif etmek şeklinde özetlenebilecek bir manada kullanılmıştır."

61 Bu ayetlerin birinde zulümle birlikte ve onunla eşanlamlı olarak zikredilen ilhad böylece cahiliye ahlakının ve tavrının karakteristik özelliği şeklinde zikredilir. Zira Kur'an'a karşı cahilce inat etme, Allah'ın ayetlerine bir türlü teslim olmama, onları inkar etme cahiliye tavrının belirgin niteliğini yansıtır. Ne yazık ki, Müslüman geçinen aydın kimseler Kur'an ve İslamiyet hakkındaki sözleriyle açıktan açığa küfre düşmüş, bunlardan bir kısmı da Kur'an naslarını kendi heva ve hevesleri doğrultusunda yorumlayarak İslam'ı yıkmak için çaba göstermiştir.62 Mukaddes kitabımız Kur'an-ı Kerim, insanların imandan sonra nasıl sapıklığa düştüklerini, kıssalarla veciz bir şekilde anlatmaktadır. Kur'an'da zikredilen peygamberler, adeta bu kıssalar zincirinin parlak bir halkasıdır. Her bir halkanın yani peygamberin gayesi insanları Allah'ın birliğine ve ahiret âleminin varlığına davettir.

 

59 Ebu Zehra, a.g.e., s. 9-13.

60 Sinanoğlu, Mustafa, "İlhad", DİA, İstanbul 2000, XXII/ 91.

61 Hacc, 22/25.

62 Demirci, Tefsir Terimleri Sözlüğü, s. 112. 

19

Bunlar yeryüzünde zulüm ve fesat değil, sulh ve selametin, hak ve adaletin hâkim olmasını istiyorlardı. Şunu da hatırdan çıkarmamak gerekir ki, her davet ediciyi kabul edenler olduğu gibi, onu reddedenler daha fazla olmuştur.63 Müslümanların yollarından saptırma çaba ve gayretleri İslam'ın doğuşundan günümüze kadar devam eden bir husustur. Özellikle Müslümanların din hakkındaki bilgileri zayıfladığında bu çaba ve gayretler artmakta ve daha etkin olmaktadır. Çağımız, okuma-yazma oranının tarihte görülmedik bir şekilde arttığı, kültür düzeyinin fevkalade yükseldiği bir dönem olmasına rağmen dini anlama ve kavrama konusunda gerilemenin devam ettiği bir çağdır. İşte Müslümanların bu durumundan yararlanan bazı kimseler, bile bile Kur'an ayetlerinin anlamını tahrif etmekte ve bu yolla onları dinlerinden uzaklaştırmaya çalışmaktadırlar. Bu nedenledir ki, Kur'an-ı Kerim'de insanlara şu uyarıda bulunulmuştur: "Ey insanlar! Allah'ın vadi gerçektir. Sakın dünya hayatı sizi aldatmasın. O aldatıcı sizi Allah ile aldatmasın."

64

Son olarak ilhadi eğilimlerin etkisinden kurtulabilmek için yapılacak şey ise önyargılardan ve kimi komplekslerden uzak kalarak dinin temel kaynaklardan; yani Kur'an ve sünnetten öğrenilmesidir.65

3. İlmi Tefsirler

İlim klasik sözlüklerde, bir şeyi gerçek yönüyle kavramak, gerçekle örtüşen kesin inanç, bir nesnenin şeklinin zihinde oluşması, nesneyi olduğu gibi bilmek, nesnedeki gizliliğin ortadan kalkması gibi değişik şekillerde tarif edilmiştir. Kur'an-ı Kerim'de ilim kavramı daha ziyade "ilahi bilgi" yahut "vahiy" anlamında kullanılmakta, ayrıca gerek insanın vahyedilmiş ilahi hakikate dair ilmi, gerekse bilme melekesiyle ilgili kazandığı dünyevi ilmi ifade etmek üzere çeşitli ayetlerde yer almaktadır.66 Buna göre ilim sahipleri yahut kendilerine ilim verilenler ilahi bilgiye muhatap olan ve bu bilginin doğruluğuna inananlardır. 67 Bunun yanında Kur'an yüksek gerçeğin ne olduğu

 

63 Cerrahoğlu, a.g.e., II, 361.

64 Fatir, 35/5.

65Şimşek, Mehmet Sait, Günümüz Tefsir Problemleri, Esra yayınları, Konya 1995, s. 137-139.

66Kutluer, İlhan, "İlim", DİA, İstanbul 2000, XXII/ 109-110.

67 Bakara, 2/145; Ali-İmran, 3/19; İsra, 17/107.

20

konusunda bilgisizce tartışanların, Allaha karşı düşmanca tutum takınanların içine

düştüğü kötü durumu da zikreder.68

İlmi tefsir ise, bir ayet veya hadisin, kozmik (kâinat) bilimler ışığında manalarının

ortaya konulması demektir. 69 Bir başka tarife bakacak olursak ilmi tefsir Kur'an-ı

Kerim'deki tabiat ilimleriyle ilgili ayetleri tefsir ve oradan çeşitli ilim ve felsefi

görüşleri çıkaran bir tefsir nevidir. Bu gibi tefsirlerde Kur'an'ın bütün ilimleri ihtiva

ettiği söylenir. Bu yolu tutan kimselerin nazarında Kur'an, dini, itikadi ilimlere şamil

olmakla beraber, çeşitli tabiat ilimlerini de kapsadığı fikri revaç bulur.70 Bu fikirler yeni

çıkmış değildir, eski devirlerden beri bunları savunanlar daima mevcut olmuştur.

Mesela İmam Gazali de Kur'an tefsirinde bu yönü öne çıkarır. İhyâu ulûmi'd-dîn adlı

meşhur eserinde bazı âlimlerden naklen Kur'an yetmiş yedi bin iki yüz ilmi ihtiva eder,

ondaki her bir kelime için zahir, batın, hadd ve muttala diye dört mana vardır. Hülasa;

bütün ilimler aziz ve celil olan Allah Teala'nın efal ve sıfatına dâhildir. Kur'an-ı

Kerim'de onun zat, sıfat ve efalinin şerhi vardır. Nihayeti olmayan bu ilimlerin hepsine

Kur'an-ı Kerim'de işaret vardır. Yalnız zahiri tefsir kâfi değil, bunları tafsilatıyla

derinliğine inceleyebilmek, Kur'an'ı anlamağa bağlıdır.71

Bu kâinattaki şeylerin hepsi insanoğluna faydalanmak için yaratılmış ve ona

musahhar kılınmıştır. Bunlara bakıp incelemeği, düşünmeyi, ibret almayı tavsiye eder.

Böylelikle aklını kullanarak işletsin, yeni yeni şeyler bulsun, kolaylıklar icat etsin.

Ayetlerin hepsinin sonunda dediği gibi: "Bunda aklını kullanan bir kavim için ayetler,

ibretler vardır."

72 İşte böyle Kur'an: "Kâinata bakın!" diyerek gözü açar. Ondan

faydalanmaya sevk eder. Aklı uyuşturmaz, parlatır, düşündürür. Böylelikle ilim ve

fenne, sanayie hazırlar. "Biz Kur'an'ı sana her şeyi beyan için indirdik."

73 "Biz kitapta

hiç bir şey eksik bırakmadık."

74 "Ne yaş, ne kuru hiçbir şey yoktur ki, her halde kitab-ı

mübinde olmasın"

75 gibi ayetlerle bize mesajını verir. Ayetlerin işareti veçhile işte bu

 

68 Enam, 6/108, 119, 144; Hac, 22/3; Rum, 30/29.

69 Çapan, Ergün, Kur'an ve İlmi Hakikatler-2, 14-15 Mayıs 2011 Uluslararası Sempozyum, Işık yayınları,

İstanbul 2013, s. 55.

70 Sofuoğlu, a.g.e., s. 380-381.

71 Muhammed bin Ahmed el-Gazzâlî et-Tûsî, İhyâu-ulûmi'd-dîn, (trc. Ahmet Serdaroğlu), Bedir

yayınevi, İstanbul 1974, I, 822.

72 Nahl, 16/12.

73 Nahl, 16/89.

74 Enam, 6/38.

75 Enam, 6/59.

21

gibi itibarlarla Kur'an'da bütün ilimler var demektir. Nasıl ki, bir çekirdeğin ve

tohumun içinde o nebatın bütün şekli mevcut ise Kur'an'da da bütün ilimlerin nüvesi

vardır. İşte Kur'an böyle esaslar kuruyor ve kainata bakarak Hâlık'ın azamet ve

kudretini düşünmeye akıl ve fikir sahiplerini davet ediyor.76

4. İçtimai Tefsirler

XIX. asrın son çeyreğinde Kur'an anlayışını toplumsal açıdan ele alan bir tefsir

hareketidir. En belirgin özelliği tefsiri kuruluk, donukluk ve durgunluktan kurtararak,

çağın sosyal sorunlarını nasların ışığı altında çözümlemektir. Bunun içindir ki, bu tefsir

yöntemini savunanlar Kur'an'ı yorumlarken öncelikle onun hidayet yönünü ele almışlar

ve toplumsal sorunları konu edinen bir yaklaşım tarzı sergilemişlerdir. İlk savunucusu

Muhammed Abduh (ö. 1323/1905)'dur. Abduh'a göre Kur'an'la ilgili olarak geçmişte

söylenenler, mutlaka başvurulması gereken kaynak olarak değerlendirilmemelidir.

Çünkü geçmiş dönem âlimleri Kur'an'ı sırf kelimelerin yapısı ve gramer yönünden ele

alıp cümle tahlilleri üzerinde durarak tefsir etmeyi, onun maksadına uygun bir tefsir

tarzı olarak görüyorlardı. Hâlbuki asıl tefsir, Kur'an'ın sözlerinden ne kastedildiğini

ortaya koyan, inanç ve ahlak gibi konularda ruhları cezp ederek insanları, anlatılanlar

doğrultusunda amel etmeye sevk eden tefsirdir.77

Bu ekol mensupları, tefsiri, ilim ve fen ıstılahlarının tefsirinden

uzaklaştırmışlardır. Onlara göre, Kur'an'ın böyle bir ilmi bir tefsire ihtiyacı yoktur.

Yine bu medrese mensupları, Kur'an'ı içtimai-edebi bir metotla tefsir etmişler. Onun

belagatini, icazını ve manalarını, meramını açıklamışlar, kendisinde bulunan oluş ve

içtimai nizam kanunlarını izhar etmişlerdir. Münasip olan yerlerde İslam milletinin

müşküllerini ve bütün milletlerin sıkıntılarına deva olabilecek esaslara, Kur'an'ın işaret

ettiğini, dünya ve ahiret hayırlarını bünyesinde topladığını açıklamışlardır. Sağlam

nazariyelere dayanan ilmin ispat ettiği şeylerin Kur'an'la mutabakatı üzerinde

durmuşlardır. Tasvip edilebilecek bütün bu hususlar, okuyucuları teşvik ve cezp edici

bir üslupla kaleme alınmıştır.78

 

76 Keskioğlu, Osman, Nuzûlünden Günümüze Kur'an-ı Kerim Bilgileri, TDV yayınları, Ankara 1987, s.

264-265.

77 Demirci, Tefsir Terimleri Sözlüğü, s. 103.

78 Cerrahoğlu, Tefsir Üsulü, s. 312.

22

Birtakım hata ve eksiklerine rağmen bu ekolün çağımıza damgasını vurduğu,

tefsir faaliyetine yeni bir boyut ve heyecan kattığı, asırlardır birtakım akademik ve lüks

denebilecek meselelere takılıp kalan tefsir faaliyetini topluma indirdiği inkâr edilemez

bir vakıadır. Her şeyden önce Kur'an'ın hedefi hidayettir. Fert olarak ve toplum olarak

insanlığın ıslahıdır. İşte bu ekol mensupları bunu hedeflemişlerdir.79

Tefsirlerinde toplum meselelerini ve toplumun hidayet ve irşadını hedefledikleri

gibi üslup olarak toplumun her kesiminin anlayabileceği basit bir üslup kullanmayı da

ihmal etmemişlerdir. Böylece toplumun herhangi bir ferdi de tefsir okuma ve Kur'an'ın

hidayetinden yararlanma imkânına kavuşmuştur.

 

79 Şimşek, Mehmet Sait, Günümüz Tefsir Problemleri, Kitap Dünyası yayınları, Konya 2013, s. 89.

 

rmek" demektir.

Kur'an-ı Kerim'in yorumu için "fesr" veya aynı anlamda "tefsire" kelimeleri kullanılırsa da tefsir yaygınlık kazanmıştır. Tefsir kelimesinin maklub olduğu ve "fesr" ile benzer anlamlar taşıyan "sefr" kökünden geldiği de ileri sürülmüştür. "Sefr" kelimesinin kadının yüzünü açması, baştaki sarığın alınmasıyla başın ortaya çıkması ve sabahın aydınlıkla belirmesi gibi bir şeyin üzerindeki perdenin kalkması ve belli olması, kapalı bir şeyin aydınlanması anlamlarında kullanıldığı bilinmektedir. İnsanın iç yüzünü, tabiatını ortaya çıkaran "sefer" de bu kökten gelmektedir.

 

5. Tefsir Kur'an'ı anlama ve açıklamaya yönelik faaliyetler bütünüdür. Kur'an anlaşılmadıkça uygulanamaz. Uygulanmadıkça da – İslam'a göre insanların yaratılış sebebi olan - Allah'a kulluk, O'nun rızasına uygun bir hayat gerçekleşemez. Kur'an'ı anlamak, Allah'ın ne demek istediğine ulaşmak için yapılan çabalar iki kelime ile ifade edile gelmiş olup bunların ilki aynı zamanda bir ilmin adı olan "tefsir", ikincisi de "te'vil'dir. Tefsir kelimesi "maddi bir şeyin üstünü açıp ortaya çıkarmak" manasına da gelmekle beraber daha ziyade "manayı açmak, açık hale getirmek" anlamında da kullanılmaktadır. Kelimeye bu manada Kur'an'da da yer verilmiştir.

 

6. Kur'an'ı doğru anlamak ve tefsir etmek için en önemli şart, onun Allah kelamıolduğunu ve kendisine özgü bir yapısının bulunduğunu kabul etmektir. Kur'an'a beşer kelamı gibi yaklaşma onu anlamanın ve doğru tefsir etmenin önündeki en önemli engeldir. Allah Kur'an'ı, vasıfları yine bizzat Kur'an-ı Kerim'de ortaya konan muttakiler için hidayet rehberi olarak göndermiştir.

75 Birişik, Abdülhamid, "Tefsir", DİA, İstanbu 2011, XXXX./281.

6. "Onlar sana, herhangi bir mesel -sual veya hal- ile gelmezler ki, biz sana mutlaka en doğrusunu ve engüzel yorumunu getirmiş olmayalım." Furkan, 25/33.

7. İlgili ayetler şunladır. Bakara, 2/2-4; Ali-İmran, 3/138; Maide, 5/15-16; Nahl, 16/102; Fussilet, 41/44. 

6 Tefsir ilminin mahiyeti bütünüyle Kur'an ayetleridir. Tefsir Kur'an'ın bütünayetlerini ve kelimelerini tetkik konusu yapar. Tefsir ilminin gayesi, dünya ve ahirette selamete ve mutluluğa ulaşmak için Allah'ın kitabını, onun maksadına uygun şekilde anlamak, anlatmak ve faydalı biçimde çıkarmak ve elde etmektir.

8. Kuran'ın ilk müfessirinin Hz. Peygamber olduğu noktasında bir ihtilaf yoktur.Bunu ehl-i Kur'an ekolü mensupları da kabul etmektedir. Tefsiri ondan ashabı almış, ashap da bu bilgileri tabiine aktarmıştır. Muteber hadis kaynaklarında, Rasülullah yer yer ashabın yanlış anlama ve yorumlamalarını tashih etmekte, yer yer doğrudan bir ayeti veya sureyi yorumlamakta veya kapalı bir noksanı açıklamakta, bazen de sorulara cevap mahiyetinde Kur'an'ı tefsir etmektedir. Ayetteki kapalılığın giderilmesi, bilinmeyen bir kelimenin izahı, ayetin ayetle tefsir edilmesi, ayette anlatılan bir olaya dair ayrıntı verilmesi bu tefsir şekillerindendir. Böylece Rasülullah yaptığı yorumlarla mücmeli beyan, mutlağını takyit, müşkilin tavzih, müphemini beyan, umumunu tahsis ve neshini beyan etmiş, yer yer başka açıklamalar da yapmıştır.9

Her zaman ve her devirde dini, felsefi ve ilmi eserlerin muhatapları tarafından iyice anlaşılıp kavranabilmesi için onların kendilerini iyi anlayanlar tarafından izah edilip açıklanması lazım gelir. Bu gibi eserlerde öyle esas ve prensipler var ki, onu okuyan herkes ne demek istediğini anlayamaz. Hele insanlığı delalet bataklığından kurtaracak esasları ihtiva eden ilahi kitapların muhteviyatı, muhatapları tarafından daha iyi anlaşılması gerekir. O halde, ilahi kitapların sonuncusu olan Kuran'ın Müslümanlar, hatta bütün insanlar tarafından anlaşılıp insanların ona bağlanabilmek için O'nun mutlak surette tefsir ve izah edilmesi icap ediyordu.10 Şimdi ise Kur'an'dan alacağımız örneklerle Hz. Muhammed'in mübelliğ ve mübeyyin olduğunu açıklayalım. Hz. Peygamber tebliğ ve tebyinle mükelleftir. Tebliğ peygamberliğin esaslarından biridir. Tebliğsiz peygamber olmaz. Bu bakımdan Kur'an-ı Kerim'de gerek Hz. Muhammed'e ve gerekse diğer peygamberlere ait tebliğ emirleri pek çoktur. Biz bunlardan bir kaç tanesini örnek almakla iktifa edeceğiz.11

 

8. İbn Kesir, Hadislerle Kur'an-ı Kerim Tefsiri, (trc. Bekir Karlıca, Bedreddin Çetiner), Çağrı yayınları,İstanbul 1983, I, 419.

9. Birişik, a.g.e., s. 284.

10. Cerrahoğlu, İsmail, Tefsir Usûlü, TDV Yayınları, Ankara 1991, s. 210.

11. Maide, 5/67; Nahl, 16/44; İbrahim, 14/4; Sad, 38/29.

7. B. Tefsirle Anlam Yakınlığı Olan Kavramlar.

1. Te'vil

Kur'an-ı Kerim'in yorumu hakkında tefsir dışında te'vil, tebyin, beyan, ta'lim gibi kelimeler kullanılmaktadır. Tevil kavramının kökü "evl" olup, bir şeyin dönüp dolaşıp vardığı son nokta, sözün neticesi, işin akıbeti, rüyanın yorumu gibi anlamlara gelir. Terim olarak tevil, Allah'ın Kur'an lafzında açık olmayan muradını kelamın akışına, kitap ve sünnete uygun düşecek tarzda ilgili lafzın muhtemel manalarından çıkararak açıklamak demektir.12 Kur'an'ın çeşitli yerlerinde geçen kelime Alu İmran suresinde terim anlamına zemin hazırlayacak biçimde müteşabih ayetlerin açıklanması kapsamında kullanılmıştır. 13 Rüyanın yorumu anlamında daha çok Yusuf kıssasında geçen te'vil kelimesi 14 terim manasını teyit eder mahiyettedir. Hz. Musa ile Hızır kıssasında olayların iç yüzünün açıklanmasıyla ilgili biçimde te'vil kelimesi yer almaktadır.15 Te'vil kelimesi zaman zaman tefsir manasında kullanılmış ise de ikisi arasında fark vardır. Tefsir, kelimenin kesin anlamıdır. Te'vil ise kesinlik olmadan muhtemel anlamlardan birini tercih etmektir.16

2. Tercüme

Sözlükte "açıklamak, tefsir etmek, bir metni bir dilden diğerine çevirmek, bir kimsenin hayatını anlatmak" manalarındaki tercüme kelimesi (çoğulu terâcim) terim olarak hadis kitaplarının ana bölümleriyle alt bölümlerin başlıklarını, hadis metnini birbirine nakleden ravilerin isimlerinden oluşan senedi, bir kimsenin biyografisini ve içinde aynı senetle rivayet edilen hadislerin toplandığı kitapları ifade eder. Tercüme aslında "insan, yer, bölge, olay, kitap gibi şeylere isim ve unvan verme ve bunları tanımlama" anlamına gelir. Unvan vermek, unvanın altında ayrıntılı biçimde açıklanan hususları başlıkta özet halinde sunmak ve bir manada bunları kısa şekilde tanımlamak demektir.17

Tercüme bir kelamın manasını diğer bir lisanda dengi bir tabir ile aynen ifade etmektir. Tercüme aslın manasına tamamen mutabık olmak için sarahatte, delalette,

 

12 Birişik, a.g.e., s. 281.

13 Ali-İmran, 3/7.

14 Yusuf, 12/6, 21, 36, 37, 44, 45, 100, 101.

15 Kehf, 18/78, 82.

16 Ateş, Süleyman, Yüce Kur'an'ın Çağdaş Tefsiri, Yeni Ufuklar Neşriyat, İstanbul 1988, I, 52.

17Ahatlı, Erdinç, "Tercüme", DİA, İstanbul 2011, XXXX./483.

8

icmalde, tafsilde, umumda, hususta, ıtlakta, takyit'te, kuvvette, isabette, hüsnü edada, üslubu beyanda, hasılı ilimde, sanatta asıldaki ifadeye müsavi olmak iktiza eder. Yoksa tam bir tercüme değil, eksik bir anlatış olmuş olur.18

Lügat ve terminolojik anlamına bakıldığında iki tür tercümeden söz etmek mümkündür.

a. Harfi veya lafzi tercüme: Cümlenin nazmında ve düzeninde aslına benzemesi hedef alınan veya başka bir deyimle müradifinin yerine konmaya benzeyen tercümedir.

b. Manevi veya tefsiri tercüme: Cümlenin düzeninde ve tanziminde aslına benzetilmesi gözetilmeyen tercümedir. Bu tercümede asıl hedef eserin ana dilindeki metninde kastettiği maksadın ve anlamın çevrilen dilde gayet güzel ve akıcı bir şekilde ifade edilmesidir.19

3. Meal

Meal kelimesi de esasen tevilin mehazı olan "evl" manasına mastarı mimidir. Bir şeyin varacağı gaye manasına ismi mekan da olur ki, tevilin hâsılı demektir. Bundan başka meal bir şeyi eksiltmek manasına da gelir. Onun için örfte bir kelamın manasını her vecihle aynen değil de biraz noksanıyla hasılına göre ifade etmeğe de meal denilmiştir. Bizim meal tabirini tercih etmemiz de bu eksiklik haysiyetiyledir.20

Kur'an-ı Kerim'in tam bir tercümesi yapılamayacağına göre onun sadece aslına yakın bir şekilde biraz noksanıyla ifade etmeğe yani tefsiri tercümesini yapmağa Kur'an'ın tercümesi demekten kaçınılmış, tercüme sözü yerine meal lafzı kullanılmıştır. Meal kelimesi "evl" kökünden mimli mastardır. Bir şeyin varacağı yer ve gaye manasında mekân ismi de olur. Bir şeyin koyulaşıp katı hale gelmesine de meal denir. Istılahta ise bir sözün manasının her yönüyle aynen değil de biraz noksanıyla ifade edilmesine meal denir. İşte Kur'an-ı Kerim'in tercümesi için kullanılan meal kelimesi onu aynen tercüme etmeye imkân olmadığını, daha doğrusu yapılan işte bir eksikliğin mevcut olduğunu belirtmek içindir.21 Arapça bilmeyen Müslümanlara mümkün mertebe Allah'ın kelamını kendi dilleriyle anlatmak ve Müslüman olmayanlar arasında İslami

 

18 Yazır, Elmalılı Hamdi, Hak Dini Kur'an Dili, Eser kitabevi, İstanbul 1971, I, 9.

19 İbn Kesir, a.g.e., s. 376.

20 Yazır, a.g.e., s. 30.

21 Cerrahoğlu, a.g.e., s. 220. 

9

yaymak için Kur'an-ı Kerim'in tercümesi zaruridir. Bunun da salahiyetle heyetler tarafından yapılması gereklidir.

II. TEFSİR ÇEŞİTLERİ

A. Nakil ve İçtihat Yönlü Tefsirler

1. Rivayet Tefsiri

Rivayet tefsir okulu ortaya çıkan ilk tefsir okuludur. Çünkü Rasulullah, sahabenin anlamada güçlük çektiği Kur'an ayetlerini tefsir ediyordu. Sahabe Hz. Peygamber ile beraber yaşadıklarından ve vahyin gelişi zamanında bulunduklarından, başkalarının Kur'an'ı anlamak için muhtaç oldukları birçok şeye ihtiyaç duymuyordu. Bundan dolayı, Hz. Peygamber'in yaptığı tefsir çok azdı.22 Sahabe Kur'an'ı rahatlıkla anlıyordu. Çünkü aralarında geçerli konuşmalarının ve edebiyatlarının temeli olan dil ile nazil oldu. İman etmelerinin sebebi ise, onu nazım olarak anladıkları halde tatlılık ve nefse tesir açısından benzerini getirememeleridir.

Hatta Arapların inatçıları Onu rivayet edilip öğretilen bir büyü olarak nitelediler.23 Bu arada belirtelim ki, öteden beri rivayet tefsirinde ilk sırada genellikle Hz. Peygamberin sözleri ve uygulamaları değil de Kur'an'ın o konuyla ilgili diğer ayetleri zikredilir. Yani ayet, yine başka bir ayetle onu daha doğru anlamamızı sağlayacak diğer bazı ayetlerin yardımıyla anlaşılmaya çalışılır. Buna Kur'an'ın Kur'an'la tefsiri veya ayetin ayetle yorumlanması denmektedir. Esasında Kur'an ayetlerinin yorumlanmasında müfessirlerimizin pek çoğunun yaptığı gibi ilk yapılması gereken budur. Yani Kur'an'ı yine Kur'an'la tefsir etmektir.24

Kur'an'ın hadisle tefsirine gelince bu tefsirin kesinlikle olmazsa olmaz şartıdır.

Hz. Peygamber Allah Teâlâ'dan vahiy alıyordu. Kur'an Allah Teâlâ'nın insanlığın ıslahı için Hz. Peygambere indirdiği mucizesi, düsturu ve programıdır. Allah Teâlâ Resulünü Kur'an'ı insanlara tebliğ etmekle mükellef kıldı. "Ey Peygamber! Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer bunu yapmazsan O'nun elçiliğini yapmamış olursun. Allah seni insanlardan korur."

25 "İnsanlara indirileni tebliğ edesin diye sana Kur'an'ı 

22 Abdullah, Müsaid Müslim, Gelişme Döneminde Tefsir, Çağlayan Matbaası, İzmir 2006, s. 68.

23 Müddessir, 74/24.

24 Aydar Hidayet, Tarih Perspektifinden Örnek Tefsir Metinleri, Yeni Zamanlar Yayınları, İstanbul 2013,

I, 145.

25 Maide, 5/67.

10

indirdik. Umulur ki, onlar düşünürler"

26 ayetlerini Kur'an'ın hadisle tefsirine örnek verebiliriz.

Rivayet ekolunun en önemli esaslarından sayılan sahabe-i kiram tefsiri ve tabiunun tefsiri de vardır. Sahabe-i kiram, Allah Teâlâ'nın Rasulullah'a uymak, onun risaletini omuzlamak, dinini tebliğ etmek üzere seçtiği kimselerdir. Onları bu işe tahsis etmiştir. Bunun için onlar, insanlığın uyacağı ve kıyamet gününe kadar da izlerinden yürüyeceği yegâne örnek insanlar oldular. Onların tümünün fazileti hakkında birçok ayet geldiği gibi, onlardan bazı kimselerin faziletini haber veren ayetler de gelmiştir.27

Sahabe-i kiramın tefsirini ayetle örneklendirecek olursak; "Muhammed Allah'ın elçisidir. Onun yanında bulunanlar, kâfirlere karşı katı, birbirlerine karşı merhametlidirler. Onların rükû ve secde ederek Allah'ın lütuf ve rızasını aradıklarını görürsün. Yüzlerinde secde izinden nişanlar vardır. Onların Tevrat'taki vasıfları ve İncil'deki vasıfları da şöyle bir ekin gibidir ki, filizini çıkardı, onu güçlendirdi, kalınlaştı derken gövdesinin üstüne dikildi. Ekincilerin hoşuna gider, onlara karşı kafirleri de öfkelendirir bir duruma geldi."

28 Ve birde Tabiun tefsiri vardır ki, Rivayet tefsiri okulu taraftarları tabiunun ürünlerini me'sur veya eser tefsiri olarak kabul ediyorlar. Meşhur müfessir ez-Zehebî'nin dediği gibi; "Me'sur tefsir Kur'an'ın bazı ayetlerini açıklayan Allah'ın kitabındaki naslardan muradını izah etmek için Resulullah'tan, sahabeden ve tabiundan naklolunan rivayetleri içine alır."

29

Hz. Peygamber Kur'an'ın tamamını veya büyük bir çoğunluğunu tefsir ettiğine göre, geri kalanını da sahabe anlıyordu. Sahabe Kuran'ı tabiuna tefsir etti. Bu itibarla, hiç kimsenin Kur'an hakkında içtihat etmesine hacet yoktur. O halde Kur'an tefsiri için Hz. Peygamber, sahabe ve tabiundan gelen rivayetlerden başka kaynak yoktur.30

2. Dirayet Tefsiri

Tefsirin ikinci çeşidi dirayet tefsiridir. Buna "tefsir bi'r-rey" de denir. Bu tefsir usulünde müfessir manayı açıklamada özel anlayışına ve kendi görüşüyle istinbata dayanır. Şeriatın ruhu ile uyuşan ve onun naslarına dayanan anlama, rey ile tefsir

 

26 Nahl, 16/44.

27 Abdullah, a.g.e., s. 73.

28 Feth, 48/29.

29 Zehebî, Muhammed es-Seyyid Hüseyin, et-Tefsir ve'l-müfessirun, Kahire, ty, I, 112.

30 Abdullah, a.g.e., s. 79.

11

değildir. Şahidi olmayan sırf rey ile tefsir Allahın kitabında haktan uzaklaşmaya bir davettir. Tefsiri bu ruh ile alanların çoğu, batıl mezheplere inanan ve Kur'an'a kasteden bidat ehlinden olup, Kur'an'ı kendi görüşlerine uygun olarak yorumlamışlardır. Bunların ne reylerinde ne de tefsirlerinde sahabe ve tabiundan selefleri yoktur. Bunlar kendi mezheplerinin asıllarına uygun tefsirler yazmışlardır.31 Kur'an'ı sadece rey ile tefsir etmek, bir asla dayanmadan içtihat eylemek, yapılması caiz olmayan bir haramdır. Yüce Allah bu konuda şöyle buyurmuştur:

"Hakkında bilgi sahibi olmadığın bir şeyin ardından gitme"

32

Rasülullah (s.a.v) de bu konuda şöyle buyurmuştur: "Kim, Kur'an hakkında kendi görüşü ile veya bilmediği şeyle söz söylerse cehennemdeki yerine hazırlansın."

33

Dirayet tefsirinde reyin dayanması gereken şeyler şunlardır:

1. Zaaftan ve mevzudan son derece sakınmakla beraber Rasulullah'tan nakletmek.

2. Sahabi kavlini almak. Bunun mutlak olarak merfu hükmünde olduğu söylenmiştir. Bazıları da bunu, hakkında reye mecal olmayan nüzul sebeplerine ve benzerlerine tahsis etmişlerdir.

3. Ayetleri Arap kelamından çoğunun delalet etmediği şeylere sarf etmekten sakınmakla beraber lügatin mutlakına tutunmak.

4. Kelamın gerektirdiği ve şeriat kanununun delalet eylediği şeyi almak. Rey ile tefsirde uzak durmak icap eden hususlara gelince onların en önemlileri şunlardır:

1. Dil ve din kanunlarını bilmeden Allah'ın kelamından Allah'ın muradını beyan etmeye kalkmak.

2. Allah'ın, ilmini kendisine ayırdığı hususlara dalmak.

3. Allah'ın kelamını bozuk mezheplere hamletmek.

4. Delilsiz olarak Allah'ın muradını budur diye kesip atmak.

5. Heva ve istihsan ile beraber yürümek.34

Allah'ın dini hakkında zan ile konuşan, Allah üzerine bilmediği şeyi söylemiş olur. Yüce Allah bunu kitabında kullarına haram kılmıştır: "De ki: Rabbim ancak açık ve gizli kötülükleri, günahı ve haksız yere sınırı aşmayı, hakkında hiçbir delil

 

31 el-Kattan, Menna b. Halil, Mebahisu fi Ulûmu'l-Kur'an, yy, 2000, s,362.

32İsra, 17/36.

33Tirmizi, Tefsir, 1.

34Sofuoğlu, Mehmed, Tefsire Giriş, Çağrı yayınları, İstanbul 1981, s. 307.

12

indirmediği bir şeyi, Allah'a ortak koşmanızı ve Allah hakkında bilmediğiniz şeyleri söylemenizi haram kılmıştır."

35

Kısacası sahabe ve tabiinin mezheplerinden ve onların tefsirlerinden yüz çevirip onlara mühalif olan şeylere sapan kimse, hata etmiş, hatta bidat işlemiş olur. Çünkü onlar, Kur'an'ın tefsirini ve manalarını en iyi bilenlerdir. Nitekim onlar, Allah'ın, Rasulünün kendisiyle gönderdiği hakkı da en iyi bilenlerdir.36

3. Lügavi Tefsirler

Diğer bir tefsir çeşidimiz de lügat yönü ağır basan tefsirlerdir. Lügat tefsirleri derken daha ziyade kelime ve gramer tahlillerinin yapıldığı tefsirleri kastediyoruz. Buralarda üzerinde durulan ayette geçen kelimelerin türevleri, Arap dili ve edebiyatındaki kullanımı, içerdiği manalar, okunuş tarzı, ayrıca ibarelerin irab tahlilleri ve saire yapılmakta, buna göre ayetlere anlam verilmektedir. Çünkü ayetlerden ahkâm çıkarma hususunda bazı kelimelerin manaları önemli bir rol oynamakta; bir kelimenin şu veya bu anlama gelişi, hükmün de ona göre değişmesine sebep olmaktadır. Bunun en meşhur misali: "Boşanmış kadınlar kendi kendilerine üç hayız (veya temizlenme) müddeti beklerler"

37 ayetinde geçen "gurû" kelimesidir. Bilindiği gibi Hanefiler bu kelimeye "hayız", Maliki ve Şafiiler ise tam tersine "temizlik" manasını vermişler; dolayısıyla, boşanmış kadının iddet müddeti hakkında bir birinden farklı neticelere ulaşmışlardır.38 "Gurû" kelimsi iki zıt manayı taşıyan sözlerden olup hem hayız, hem tuhûr (hayızdan temizlenme) manalarına gelir. Aslında "gurû", toplanmaya denir. Hayız denilmesi de, kadının rahminde biriken kandan ötürüdür.

39 İşte bu sebeple ayetlerdenahkâm çıkaran kimselerin iyi bir lügat bilgisine sahip olmaları gerekir.

4. İşârî Tefsirler

Sözlükte, bir nesneyi gösterme, bir anlamı üstü kapalı bir şekilde ifade etme, dolaylı ve kinayeli bir sözle anlatma gibi manalara gelen işaret, tasavvufta maksadı söz aracılığı olmadan başkasına bildirme, ibareyle anlatılmayan, yalnızca ilham, keşif gibi

 

35 Araf, 7/33.

36 el-Kattan, a.g.e., s. 364.

37 Bakara, 2/ 228.

38 Güngör, Mevlüt, Cassâs ve Ahkâmu'l-Kur'an'ı, Elif matbaası, Ankara 1989, s. 169.

39 Sâbûnî, Muhammed Ali, Ravaiul beyan Tefsiru Ayatil Ahkam, Beyrut, 1980, I, 318.

13 yollarla elde edilmiş bilgi ve sezgi sayesinde anlaşılabilecek kadar gizli olan mana şeklinde tanımlanmış, keşif ve ilhamla Kur'an ayetlerinin bir kısmının veya tamamının yorumlandığı tefsirler de işari tefsir adını almıştır.40

Sufilere göre Kur'an'daki kelime ve cümlelerin ilk bakışta akla gelen dış (zahir) anlamlarından başka birde bunların derininde bulunan iç (batın) manaları vardır. Bu manaya ulaşmak, bilgi birikimi ve tefekkür kabiliyetinin yanında ahlaki olgunluğu da gerektirir. Kur'an'ın dış anlamını Arapça bilenler, iç anlamını yakîn ehli olan arifler bilirler.41

Mutasavvıflar Kur'an tefsirinde, ayetlerin zahiri manasından ziyade batını üzerinde durmuşlardır. Onlar zahir mana ile maksada ulaşmaktan ziyade, ihtilafa düşüldüğünü görmüşlerdir. Mutasavvıflar batini mana veriyorlarsa da, zahiri manayı tamamen hükümsüz addetmiyor ve şeriat için lüzumlu görüyorlar. Batinîler ise şeriatı bertaraf etmek için, tefsirden murad zahiri olan değil, batini olandır diyorlar.42

Şüphesiz İslam tasavvufu ne felsefe ve ne sözden ibaret değil, bir hal ilmidir.İslam tasavvufunda şer'î olmayan keşif ve ilhamın hiç bir değeri yoktur. Onlarda şaşmaz ölçü kitap ve sünnet kabul edilmiştir. Beyâzid el-Bestâmî gibi büyük mutasavvıflar; "Bir adamın gökte uçtuğunu, suda yürüdüğünü görseniz, onun amellerini kitap ve sünnet terazisinde tartmadıkça kabul etmeyiniz" demişlerdir. İşarî tefsir bir zevk halinin eseri olmaları sebebi ile, onun yazarı ve söyleyeni kim olursa olsun kitap, sünnet, akıl ve mantığa uymuyorsa kabul etmek zorunda değiliz. Çünkü hakiki olan bütün İslam mutasavvıfları, şeriat için ayetin zahir manasını lüzumlu ve uygun görmüşlerdir.43

5. Ahkâm Tefsirleri

Kur'an-ı Kerim'de birçok yerde geçen ahkam, kelime olarak hakimlerin, hükmedenlerin, hüküm cihetiyle en alimi, en adili ve en mahiri anlamlarına gelmektedir.44 Bilindiği gibi Kur'an'ın bazı ayetleri Müslümanların günlük yaşantılarını düzenleyen hükümler içermektedir. Bazı ayetler ibadet hayatını belirlerken, bazıları da

 

40 Uludağ, Süleyman, "İşârî Tefsir", DİA, İstabul 2011, XXIII./ 424.

41 Kamisyon, Kur'an Yolu Türkçe Meal ve Tefsir, DİA yayınları, Ankara 2006, I, 45.

42 Cerrahoğlu, İsmail, Kur'an Tefsirinin Doğuşu ve Buna Hız Veren Amiller, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Yayınları, Ankara 1968, s. 125.

43 Cerrahoğlu, İsmail, Tefsir Tarihi, DİA yayınları, Ankara 1988, II, 14.

44 Çanga, Mahmud, Kur'an-ı Kerim Lügati, Timaş yayınları, İstanbul 1994, s. 152-153.

14 ticaret ve müamelatta nelere dikkat edilmesi gerektiğine dair hükümler içermektedir. Aynı zamanda Kur'an'da suç olduğu tasrih edilmiş, bazı davranışlar vardır. Bunları işleyenlerin maruz kalacağı cezalar da Kur'an'da zikredilmektedir. 45 İşte ahkam tefsirleri ağırlıklı olarak bu hususların geçtiği ayetleri işleyen, irdeleyen ve onlardan hükümler istinbat eden, bu konularla ilgili âlimlerin, bilhassa ameli mezhep imamlarının görüşlerini ele alıp tartışan tefsirlerdir. 46 Bu yönüyle ele alındığında ahkâm ayetleri

ikiye ayrılır:

1. İçinde ahkâm bulunduğu tasrih edilmiş olan ayetler.47

2. Doğrudan doğruya bir hüküm ifade etmeyen, ancak istinbat yoluyla hüküm çıkarılabilen ayetler.

Bu grupların her birinde yer alan ayetlerin sayısı kesin olmamakla birlikte, son zamanlarda benimsenen bir tasnife göre, bunların yüz kırkı ibadetlere, yetmişi aile hukukuna, yetmişi medeni hukuka, otuzu ceza hukukuna, onu üç veya yirmisi usuli mühakemata, yirmi ikisi harp ve sulh hukukuna, onu da mali ve iktisadi konulara dairdir. 48 Kısacası bu ilim, dini nasslardan, delillerden şer'î hükümlerin ne gibi kaidelere, mengeçlere tatbiken istinbat ve istihraç olunacağını gösterir.49

B. MENSUB OLDUKLARI MEZHEBE GÖRE TEFSİRLER

1. Ehl-i Sünnet Mezhebi Anlayışına Göre Yazılmış Tefsirler

Manevi alanda çizilen yolu benimseyenler anlamına gelen ehl-i sünnet tamlaması ehlü's-sünne ve'l-cemaa ifadesinin kısaltılmış şeklidir. Buradaki sünnetten maksat, dini tebliğ ve beyan etmekle görevli bulunan Hz. Peygamber'in İslam'ın temel konularını anlama ve benimseme tarzıdır. Cemaat kavramı, her devirdeki Müslümanların büyük ekseriyeti ve müçtehit âlimler gibi farklı şekillerde yorumlanmışsa da vahyin ilk muhatapları olup inanç, ibadet, hukuk ve ahlak cepheleriyle İslam'ı bir bütün olarak sonraki nesillere aktaran ashap cemaati anlamına geldiği yolundaki görüş tercih edilmiştir.

 

45 Nisa, 4/58; Bakara, 2/113; Maide, 5/95.

46 Aydar, a.g.e., s. 273.

47 Bakara, 2/188; Nisa, 4/65; Maide, 5/43.

48 Çetiner, Bedreddin, "Ahkamu'l-Kur'an", DİA, İstanbul 1998, I./ 551.

49 Bilmen, Ömer Nasuhi, Tefsir Tarihi, Örnek matbaası, Ankara 1955, s. 136. 

15

Ehl-i Sünnet inancının oluşmasına etki eden alimlerin başında Ebu Hanife

gelmektedir. Çünkü Ebu Hanife bid'at ehli (dine yeni şeyler ilave edenler) karşısında

ilahi sıfatları, kaderi ve şefaati kabul etmiş, Kur'an'ın mahluk olmadığını ve insan

fiillerinin Allah tarafından yaratıldığını, büyük günah işleyen kimselerin mümin

olduğunu savunmuştur. Onun bu yaklaşımı Ehl-i Sünnet inancının oluşmasına büyük

katkı sağlamıştır.50

Ehl-i Sünnet aklı vahye tabi kılıp, vahiyle akıl arasında bir denge kurmuştur. Bu

yaklaşımın doğal sonucu olarak her konuda mutedil bir çizgide yer alıp aşırı uçlardan

uzak kalmayı tercih etmiştir. Bu başarıda önemli pay sahibi olan iki İslam bilgininden

biri Ebü'l-Hasan el-Eş'ârî (ö. 324/935), diğeri de İmam Maturidî (ö. 333/944)'dir. Her

ikisi de yazmış oldukları eserlerle sünni kelamı savunmuşlardır. Ancak adından en fazla

söz ettiren İmam Maturidî olmuştur. Çünkü o, daha önce de belirttiğimiz gibi kaleme

aldığı "Te'vîlâtu'l-Kur'an" isimli tefsiriyle yalnızca Ehl-i Sünnet inanç sistemini

oluşturmakla kalmamış, tefsir ilmine yeni ve orijinal boyutlar da kazandırmıştır. Onun

ardından da aynı ekole mensup müfessirler Ehl-i Sünnet anlayışı çerçevesinde tefsirler

kaleme alarak bu yarışta üzerlerine düşen görevi yerine getirmeye çalışmışlardır. Bugün

araştırıldığında görülecektir ki, dünya Müslümanlarının büyük çoğunluğu Ehl-i Sünnet

inancı doğrultusunda bir hayat görüşünü benimsemiştir. Doğal olarak bunda söz konusu

mezhebin ilkeleri çerçevesinde kaleme alınan sünni tefsirlerin büyük katkısı

bulunmaktadır.51

2. Şiî Anlayışına Göre Yazılmış Tefsirler

Arapça bir söz olan "Şia", "müşayaa" kökünden gelmektedir ve birisine uyanlar,

bölük anlamındadır.52

Şia kelimesi Kur'an-ı Kerim'de bazı ayetlerde bölükler53 anlamına, bazı ayetlerde

taraftar, birinin tarafını tutan, birine uyan anlamına,54 bazen de yayılmak55 anlamını

vererek "şia" tarzında geçer ve "şaâ-yeşîu"dan gelir. "Şia" kelimesi kutsal bir mana

taşımamaktadır. Daha doğrusu şia kelimesi izafi manası olan bir kelimedir. Taraftar

 

50 Yavuz, Yusuf Şevki, "Ehl-i Sünnet", DİA, İstanbul 1994, X/ 525.

51 Demirci, Muhsin, Tefsir Tarihi, M.Ü. İ.V yayınları, İstanbul 2013, s. 199.

52 Gölpınarlı, Abdülbakiy, Tarih Boyunca İslam Mezhepleri ve Şiîlik, Der yayınları, İstanbul 1979, s. 21.

53 Rum, 30/32.

54 Saffat, 37/83.

55 Nur, 24/19.

16

olan, başkasına uyan anlamını taşır. Buna göre, kime nisbet edilirse ondan haklılık veya

batıllık, yani doğruluktan yana veya şerden yana anlamını verir. İyi, doğru adamın

taraftarının iyi olduğu sanılır. Buradaki doğruluk, mutlak bir doğruluk olmayıp, tabi

olunan şahsın doğruluğu nispetinde ondan doğruluk payı alınır. Kötü bir kişinin taraftarı

da o kötü kişiye nispetle kötülük yapma yolunda olacağı için kötü olur. Bunun için "şia"

kelimesi mutlak surette iyilik taraftarı manasını taşımaz.

Kelimenin kök manasında ayrılma ve taraf tutma bulunduğu için bir bütünün

içinde bir bölük ifade eder. Şiîler Hz. Ali gibi iyi bir kişiye uymakla iftihar ederler.

Bunu yaparken ve Hz. Ali'yi önder seçmekle de bir kişinin etrafında bir grup teşkil

ediyorlar ve gruplaşmaktan da övünerek bahsediyorlar. Aslında her mezhep ve grup,

mensup olduğu mezheple iftihar etmezse, o mezhepten olmaz. Bunun için

mezhepçiliğin felsefesinde ve ruhunda kendi mezhebi ile övünme vardır.56

Şimdi de bu mezhebin görüşleri doğrultusunda kaleme alınan tefsirlerden

önemlilerini şöyle sıralamak mümkündür:

1. Kummî, Ali b. İbrahim (hicri III. veya IV. asır), Tefsîru'l-Kummî.

2. Tûsî, Ebu Cafer Muhammed b. el-Hasan (ö. 460/1068), et-Tibyân.

3. Tabressî, Ebu Ali el-Fadl b. el-Hasan (ö. 548/1153), Mecmeu'l-beyân fî

tefsîri'l-Kur'an.

4. Sultan Muhammed b. Hacer el-Becahtî (hicri XIV. asır), Beyânu's-saâde fî

makâmâti'l-ibâde.

5. Tabatabâî, Muhammed Hüseyin, el-Mîzân fî tefsîri'l-Kur'an.

Şiîlik üçüncü halife Hz. Osman (r.a) zamanında ortaya çıktı. Hz. Ali (r.a)

zamanında ise Hz. Ali (r.a)'ın hiçbir katkısı olmaksızın büyüdü ve gelişti. Hz. Ali

(r.a)'ın üstün kabiliyetinin istismarı buna vesile olmuştur. Hz. Ali vefat edince şiilik,

mezhepler haline geldi. Bazıları çok aşırı iken bazıları mutedil idi. Fakat her halükarda

şiiler, Ehl-i Beyt'e bağlılıkta aşırı bir taassuba kaçmalarıyla tanınmışlardır.57

 

56 Atay, Hüseyin, Ehl-i Sünnet ve Şia, A.Ü.İ.F yayınları, Ankara 1983, s. 17.

57 Ebu Zehra, Muhammed, İslamda Siyasi ve İtikadi Mezhepler Tarihi, (trc. Hasan Karakaya, Kerim

Aytekin), Hisar yayınevi, İstanbul 1983, s. 41. 

17

C. ZAMANIMIZA KADAR TEFSİR HAREKETLERİNE KISA BİR

BAKIŞ

1. Mezhebî Tefsirler

Mezhebî tefsirler çeşitli îtikadî mezheplerin ortaya çıkışından sonra Kur'an'ın söz

konusu mezheplere bağlı müfessirlerce kelami tartışma eksenli tefsirdir. Hz. Peygamber

zamanında müslümanlar arasında herhangi bir ihtilaf söz konusu değildi. Çünkü

anlaşmazlıklarda hakem Allah Resulü idi. Ancak Hz. Peygamber'in ahirete irtihal

etmesinden sonra durum değişti ve müslümanlar arasında bir takım ihtilaflar baş

göstermeye başladı. Bu ihtilaflar arasında kelami tartışmalar da vardı. Özellikle Hz.

Osman'ın son dönemlerindeki olayların yol açtığı Cemel ve Sıffin savaşları kelami

ayrılıkların çekirdeğini oluşturdu. Zira söz konusu savaşlardan sonra sistemli olmasa da

iman-küfür sorunu sorgulanmaya başlayıp kader, büyük günah işleyenlerin dini vb.

konular tartışılmaya başladı. Bunun sonucunda da Harici, Mürcie, Şia ve Mutezile

mezhebi tarihteki yerini aldı. Bu oluşumun ardından da söz konusu mezheplere karşı bir

tepki olarak Eşariyye ve Maturidiyye ekollerinin oluşturduğu Ehl-i Sünnet mezhebi

ortaya çıktı. İşte İslam'ın birinci asrından itibaren ortaya çıkmaya başlayan bu

mezhepler, tefsire hız veren amillerin başında yer almış oldu. Çünkü her mezhep

Kur'an'a dayandığı oranda güçleniyor ve taraftar topluyordu. Bunun için mezhepler

kelami görüşlerini sistematik bir hale getirmek için tefsire öncelik veriyorlardı. Ancak

Ehl-i Sünnet gibi bazı mezhepler Kur'an'ı esas alarak ortaya koyacakları ilkeleri ondan

çıkarırken, Mutezile ve Şia gibi bir kısım mezhep mensubu da bağlı bulundukları

mezhebin veya ekolün görüşlerini esas alıp, Kur'an ayetlerini onlara dayanak

yapıyordu.58

Şu bir gerçektir ki, insanların düşünceleri değişiktir. Bir kısım alimler; "insanoğlu

ilk yaratılışından beri bu kainata felsefi bakışlarla bakmaktadır" diyorlar. Ama bu

bakışların sebep olduğu hayal ve tasavvurlar, insanların gördükleri ve ilgilerini çeken

şeylerin farklı olduğuna göre değişmektedir. İnsanoğlu medeniyet ve ilerleme yolunda

her adım attıkça ihtilaflar artmış ve bu ihtilaflardan çeşitli felsefi, sosyal ve ekonomik

doktrinler meydana gelmiştir. Bir sınırlama yapmaksızın bir kısmını zikretmeye

çalışalım. Bunlar; İhtilaf konusu meselelerin aslında açık olmayıp kapalı oluşu, arzu,

 

58 Demirci, Muhsin, Tefsir Terimleri Sözlüğü, İFAV yayınları, İstanbul 2009, s. 167.

18

heva ve heveslerin ve mizaçların değişik oluşu, branşların değişik oluşu, eskileri taklid,

anlayış kabiliyeti ve algılama güçlerinin farklı oluşu ve son olarak liderlik sevdası ve

başkalarına hükmetme arzularından oluşmaktadır.

İşte bunlar, insanların inceledikleri mevzularda ve araştırmalar sonunda vardıkları

neticelerde ihtilafa düşme sebeplerinden bazılarıdır. Genellikle bu ihtilaf sebepleri

belirli bir bölgeye veya belirli bir mevzua mahsus olmayıp her yer ve her mevzu için

söz konusu olan sebeplerdir. İşte bu sebepler sonucu farklı farklı mezhepler ve mezhebi

tefsirler ortaya çıkmıştır.59

2. İlhadi Tefsirler

Sözlükte, meyledip yönelmek, gerçekten sapmak, emredileni yerine getirmemek,

kuşku duymak, mücadele ve münakaşa etmek gibi anlamlara gelen ilhad, kelam terimi

olarak; Allah'ın varlığı ve birliğini, dinin temel hükümlerini inkar etmek, bunlar

hakkında kuşku beslemek veya uyandırmak, dini kuralları hafife almak manasında

kullanılır. 60 Kur'an-ı Kerim'de fiil ve masdar halinde geçtiği dört ayette "Allah'ın

isimlerini tahrif ve tağyir ederek O'nu inkara kalkışmak, Kur'an'ın Allah tarafından

gönderildiğine inanmamak ve onu başka birine nispet etmek, haktan sapmak, ayetleri

yalanlamak, sapıkça tevil ve tahrif etmek şeklinde özetlenebilecek bir manada

kullanılmıştır."

61 Bu ayetlerin birinde zulümle birlikte ve onunla eşanlamlı olarak

zikredilen ilhad böylece cahiliye ahlakının ve tavrının karakteristik özelliği şeklinde

zikredilir. Zira Kur'an'a karşı cahilce inat etme, Allah'ın ayetlerine bir türlü teslim

olmama, onları inkar etme cahiliye tavrının belirgin niteliğini yansıtır.

Ne yazık ki, Müslüman geçinen aydın kimseler Kur'an ve İslamiyet hakkındaki

sözleriyle açıktan açığa küfre düşmüş, bunlardan bir kısmı da Kur'an naslarını kendi

heva ve hevesleri doğrultusunda yorumlayarak İslam'ı yıkmak için çaba göstermiştir.62

Mukaddes kitabımız Kur'an-ı Kerim, insanların imandan sonra nasıl sapıklığa

düştüklerini, kıssalarla veciz bir şekilde anlatmaktadır. Kur'an'da zikredilen

peygamberler, adeta bu kıssalar zincirinin parlak bir halkasıdır. Her bir halkanın yani

peygamberin gayesi insanları Allah'ın birliğine ve ahiret âleminin varlığına davettir.

 

59 Ebu Zehra, a.g.e., s. 9-13.

60 Sinanoğlu, Mustafa, "İlhad", DİA, İstanbul 2000, XXII/ 91.

61 Hacc, 22/25.

62 Demirci, Tefsir Terimleri Sözlüğü, s. 112. 

19

Bunlar yeryüzünde zulüm ve fesat değil, sulh ve selametin, hak ve adaletin hâkim

olmasını istiyorlardı. Şunu da hatırdan çıkarmamak gerekir ki, her davet ediciyi kabul

edenler olduğu gibi, onu reddedenler daha fazla olmuştur.63

Müslümanların yollarından saptırma çaba ve gayretleri İslam'ın doğuşundan

günümüze kadar devam eden bir husustur. Özellikle Müslümanların din hakkındaki

bilgileri zayıfladığında bu çaba ve gayretler artmakta ve daha etkin olmaktadır.

Çağımız, okuma-yazma oranının tarihte görülmedik bir şekilde arttığı, kültür düzeyinin

fevkalade yükseldiği bir dönem olmasına rağmen dini anlama ve kavrama konusunda

gerilemenin devam ettiği bir çağdır. İşte Müslümanların bu durumundan yararlanan bazı

kimseler, bile bile Kur'an ayetlerinin anlamını tahrif etmekte ve bu yolla onları

dinlerinden uzaklaştırmaya çalışmaktadırlar. Bu nedenledir ki, Kur'an-ı Kerim'de

insanlara şu uyarıda bulunulmuştur: "Ey insanlar! Allah'ın vadi gerçektir. Sakın dünya

hayatı sizi aldatmasın. O aldatıcı sizi Allah ile aldatmasın."

64

Son olarak ilhadi eğilimlerin etkisinden kurtulabilmek için yapılacak şey ise

önyargılardan ve kimi komplekslerden uzak kalarak dinin temel kaynaklardan; yani

Kur'an ve sünnetten öğrenilmesidir.65

3. İlmi Tefsirler

İlim klasik sözlüklerde, bir şeyi gerçek yönüyle kavramak, gerçekle örtüşen kesin

inanç, bir nesnenin şeklinin zihinde oluşması, nesneyi olduğu gibi bilmek, nesnedeki

gizliliğin ortadan kalkması gibi değişik şekillerde tarif edilmiştir. Kur'an-ı Kerim'de

ilim kavramı daha ziyade "ilahi bilgi" yahut "vahiy" anlamında kullanılmakta, ayrıca

gerek insanın vahyedilmiş ilahi hakikate dair ilmi, gerekse bilme melekesiyle ilgili

kazandığı dünyevi ilmi ifade etmek üzere çeşitli ayetlerde yer almaktadır.66 Buna göre

ilim sahipleri yahut kendilerine ilim verilenler ilahi bilgiye muhatap olan ve bu bilginin

doğruluğuna inananlardır. 67 Bunun yanında Kur'an yüksek gerçeğin ne olduğu

 

63 Cerrahoğlu, a.g.e., II, 361.

64 Fatir, 35/5.

65Şimşek, Mehmet Sait, Günümüz Tefsir Problemleri, Esra yayınları, Konya 1995, s. 137-139.

66Kutluer, İlhan, "İlim", DİA, İstanbul 2000, XXII/ 109-110.

67 Bakara, 2/145; Ali-İmran, 3/19; İsra, 17/107.

20

konusunda bilgisizce tartışanların, Allaha karşı düşmanca tutum takınanların içine

düştüğü kötü durumu da zikreder.68

İlmi tefsir ise, bir ayet veya hadisin, kozmik (kâinat) bilimler ışığında manalarının

ortaya konulması demektir. 69 Bir başka tarife bakacak olursak ilmi tefsir Kur'an-ı

Kerim'deki tabiat ilimleriyle ilgili ayetleri tefsir ve oradan çeşitli ilim ve felsefi

görüşleri çıkaran bir tefsir nevidir. Bu gibi tefsirlerde Kur'an'ın bütün ilimleri ihtiva

ettiği söylenir. Bu yolu tutan kimselerin nazarında Kur'an, dini, itikadi ilimlere şamil

olmakla beraber, çeşitli tabiat ilimlerini de kapsadığı fikri revaç bulur.70 Bu fikirler yeni

çıkmış değildir, eski devirlerden beri bunları savunanlar daima mevcut olmuştur.

Mesela İmam Gazali de Kur'an tefsirinde bu yönü öne çıkarır. İhyâu ulûmi'd-dîn adlı

meşhur eserinde bazı âlimlerden naklen Kur'an yetmiş yedi bin iki yüz ilmi ihtiva eder,

ondaki her bir kelime için zahir, batın, hadd ve muttala diye dört mana vardır. Hülasa;

bütün ilimler aziz ve celil olan Allah Teala'nın efal ve sıfatına dâhildir. Kur'an-ı

Kerim'de onun zat, sıfat ve efalinin şerhi vardır. Nihayeti olmayan bu ilimlerin hepsine

Kur'an-ı Kerim'de işaret vardır. Yalnız zahiri tefsir kâfi değil, bunları tafsilatıyla

derinliğine inceleyebilmek, Kur'an'ı anlamağa bağlıdır.71

Bu kâinattaki şeylerin hepsi insanoğluna faydalanmak için yaratılmış ve ona

musahhar kılınmıştır. Bunlara bakıp incelemeği, düşünmeyi, ibret almayı tavsiye eder.

Böylelikle aklını kullanarak işletsin, yeni yeni şeyler bulsun, kolaylıklar icat etsin.

Ayetlerin hepsinin sonunda dediği gibi: "Bunda aklını kullanan bir kavim için ayetler,

ibretler vardır."

72 İşte böyle Kur'an: "Kâinata bakın!" diyerek gözü açar. Ondan

faydalanmaya sevk eder. Aklı uyuşturmaz, parlatır, düşündürür. Böylelikle ilim ve

fenne, sanayie hazırlar. "Biz Kur'an'ı sana her şeyi beyan için indirdik."

73 "Biz kitapta

hiç bir şey eksik bırakmadık."

74 "Ne yaş, ne kuru hiçbir şey yoktur ki, her halde kitab-ı

mübinde olmasın"

75 gibi ayetlerle bize mesajını verir. Ayetlerin işareti veçhile işte bu

 

68 Enam, 6/108, 119, 144; Hac, 22/3; Rum, 30/29.

69 Çapan, Ergün, Kur'an ve İlmi Hakikatler-2, 14-15 Mayıs 2011 Uluslararası Sempozyum, Işık yayınları,

İstanbul 2013, s. 55.

70 Sofuoğlu, a.g.e., s. 380-381.

71 Muhammed bin Ahmed el-Gazzâlî et-Tûsî, İhyâu-ulûmi'd-dîn, (trc. Ahmet Serdaroğlu), Bedir

yayınevi, İstanbul 1974, I, 822.

72 Nahl, 16/12.

73 Nahl, 16/89.

74 Enam, 6/38.

75 Enam, 6/59.

21

gibi itibarlarla Kur'an'da bütün ilimler var demektir. Nasıl ki, bir çekirdeğin ve

tohumun içinde o nebatın bütün şekli mevcut ise Kur'an'da da bütün ilimlerin nüvesi

vardır. İşte Kur'an böyle esaslar kuruyor ve kainata bakarak Hâlık'ın azamet ve

kudretini düşünmeye akıl ve fikir sahiplerini davet ediyor.76

4. İçtimai Tefsirler

XIX. asrın son çeyreğinde Kur'an anlayışını toplumsal açıdan ele alan bir tefsir

hareketidir. En belirgin özelliği tefsiri kuruluk, donukluk ve durgunluktan kurtararak,

çağın sosyal sorunlarını nasların ışığı altında çözümlemektir. Bunun içindir ki, bu tefsir

yöntemini savunanlar Kur'an'ı yorumlarken öncelikle onun hidayet yönünü ele almışlar

ve toplumsal sorunları konu edinen bir yaklaşım tarzı sergilemişlerdir. İlk savunucusu

Muhammed Abduh (ö. 1323/1905)'dur. Abduh'a göre Kur'an'la ilgili olarak geçmişte

söylenenler, mutlaka başvurulması gereken kaynak olarak değerlendirilmemelidir.

Çünkü geçmiş dönem âlimleri Kur'an'ı sırf kelimelerin yapısı ve gramer yönünden ele

alıp cümle tahlilleri üzerinde durarak tefsir etmeyi, onun maksadına uygun bir tefsir

tarzı olarak görüyorlardı. Hâlbuki asıl tefsir, Kur'an'ın sözlerinden ne kastedildiğini

ortaya koyan, inanç ve ahlak gibi konularda ruhları cezp ederek insanları, anlatılanlar

doğrultusunda amel etmeye sevk eden tefsirdir.77

Bu ekol mensupları, tefsiri, ilim ve fen ıstılahlarının tefsirinden

uzaklaştırmışlardır. Onlara göre, Kur'an'ın böyle bir ilmi bir tefsire ihtiyacı yoktur.

Yine bu medrese mensupları, Kur'an'ı içtimai-edebi bir metotla tefsir etmişler. Onun

belagatini, icazını ve manalarını, meramını açıklamışlar, kendisinde bulunan oluş ve

içtimai nizam kanunlarını izhar etmişlerdir. Münasip olan yerlerde İslam milletinin

müşküllerini ve bütün milletlerin sıkıntılarına deva olabilecek esaslara, Kur'an'ın işaret

ettiğini, dünya ve ahiret hayırlarını bünyesinde topladığını açıklamışlardır. Sağlam

nazariyelere dayanan ilmin ispat ettiği şeylerin Kur'an'la mutabakatı üzerinde

durmuşlardır. Tasvip edilebilecek bütün bu hususlar, okuyucuları teşvik ve cezp edici

bir üslupla kaleme alınmıştır.78

 

76 Keskioğlu, Osman, Nuzûlünden Günümüze Kur'an-ı Kerim Bilgileri, TDV yayınları, Ankara 1987, s.

264-265.

77 Demirci, Tefsir Terimleri Sözlüğü, s. 103.

78 Cerrahoğlu, Tefsir Üsulü, s. 312.

22

Birtakım hata ve eksiklerine rağmen bu ekolün çağımıza damgasını vurduğu,

tefsir faaliyetine yeni bir boyut ve heyecan kattığı, asırlardır birtakım akademik ve lüks

denebilecek meselelere takılıp kalan tefsir faaliyetini topluma indirdiği inkâr edilemez

bir vakıadır. Her şeyden önce Kur'an'ın hedefi hidayettir. Fert olarak ve toplum olarak

insanlığın ıslahıdır. İşte bu ekol mensupları bunu hedeflemişlerdir.79

Tefsirlerinde toplum meselelerini ve toplumun hidayet ve irşadını hedefledikleri

gibi üslup olarak toplumun her kesiminin anlayabileceği basit bir üslup kullanmayı da

ihmal etmemişlerdir. Böylece toplumun herhangi bir ferdi de tefsir okuma ve Kur'an'ın

hidayetinden yararlanma imkânına kavuşmuştur.

 

79 Şimşek, Mehmet Sait, Günümüz Tefsir Problemleri, Kitap Dünyası yayınları, Konya 2013, s. 89.

 

Önceki Sayfa