BİR KABİLE TOPTAN NASIL MÜSLÜMAN OLDU !

Beni Süleym Bedevilerinin Müslüman Oluşu Özelinde

HZ. PEYGAMBER’İN SABRI VE HOŞGÖRÜSÜ

 

Rıfat ORAL

Selçuk Dini Yüksek İhtisas Merkezi Öğr. Gör.

 

 

Beraber yaşamak ve dünyayı paylaşmak büyük bir sınavdır. Bu sınavda başarılı olmak sabır ve hoşgörü gücümüzle doğru orantılıdır. Bu konuda en güzel örnek Hz. Peygamberdir. Çünkü Hz. Peygamber bütün zorlukları engin sabrı ve hoşgörüsü ile aşmıştır. En olumsuz şartları bile güzel ahlâkı ile olumlu hale getirmeyi ve İslâm’ın lehine çevirmeyi bilmiştir. Onun sabrı ve hoşgörüsü en üst düzeyde idi. İnsanları anlamayı ve onlara seviyelerine göre davranmayı çok iyi biliyordu. Çünkü onun rehberi Kur’ân ve vahiydi, o idealist bir insandı. Hedefi, İslâm’ı bütün insanlara ulaştırmak ve tebliğ etmekti.

 

Hz. Peygamber Döneminde Beraber Yaşama Tecrübesi

Hz. Peygamber’in yaşadığı dönem ve ortam tebliğ için bütün olumsuzlukları barındırıyordu. Arabistan yarımadasında dünyanın diğer bölgelerinde; mesela, Yunan ve Bizans’ta olduğu gibi bir medeniyete rastlanmıyordu, Hicaz bölgesinde o güne kadar bir devlet bile kurulamamıştı. Arabistan’ının güney ve kuzey bölgelerinde devletler vardı, ama orta Arabistan hâlâ kabile hayatı yaşıyordu. Merkezlerinde Mekke ve Kureyş vardı. Bütün Araplar onlara saygı duyuyor ve liderliklerini kabul ediyorlardı. Araplar o döneminde sürekli savaşan, birbirilerinin kanını döken ve puta tapan topluluk olmaları yanında dillerini çok iyi kullanan ve doğallıklarını koruyan bir yapıya sahiptiler. Bu bağlamda Peygamberimiz Kur’ân rehberliğinde engin hoşgörüsü ve sabrı, titiz ve metodolojik çalışması ile bu ilkel toplumdan dünyanın en mükemmel toplumunu oluşturmayı başardı.

O dünyanın en başarılı lideri idi. Amerikalı bir ilim adamı Mıchael Hart dünyadaki en mükemmel 100 lider üzerinde yıllarca çalıştı ve sonunda 100 isme ulaştı.[1] Bunların başında Hz. Muhammed geliyordu. Bu yüz kişiyi üç kıstas seçiyordu; 1-Bu kişinin yaşadığı ortam, 2-Getirdiği dava veya yeni düşünce, 3-Elde ettiği başarı. Hz. Muhammed bu üç konuda da mükemmeldi. Çünkü onun yaşadığı ortam çok olumsuzdu, kendisini başarılı kılacak hiçbir avantajı yoktu. Ne zengindi, ne kuvvetliydi. Şair değildi, filozof değildi. Tek sermayesi vardı, o da dürüstlük. Ve getirdiği din dünyada bir devrim yaptı. Kısa sürede bütün dünyaya yayıldı. O günkü Bizans ve İran süper güçleri yerle bir oldular, tarihin sayfalarında unutuldular gittiler. Artık insanların gündemi İslâm idi ve bu din her tarafa yayılmıştı. Mıchael Hart’a göre Hz. Muhammed gelmeseydi tarih bu kadar kırılmazdı ve değişmezdi. Yıllar içinde Mıchael Hart çalışmasında isimlerde yer değişikliği yaptı, mesela, Sovyetler Birliğinin dağılması sebebiyle, komünizmin başta Çin ve Sovyetler Birliği olmak üzere birçok yerde terk edilmesi sebebiyle Marx’ın yeri biraz daha aşağılara düştü, pek çok liderin yeri değişti veya bulunduğu sıradan aşağıya düştü. Ama kitabın her baskısında Hz. Muhammed yine birinci sıradaydı.

 

Hz. Peygamber Döneminde Bedeviler

Hz. Peygamber döneminde Arabistan’daki insanların bir kısmı şehirlerde, bir kısmı da çöllerde yaşıyordu. Çölde yaşayan insanlara bedevi deniyordu. Bu insanlar eğitimsiz oldukları ve zor hayat şartları içinde yaşadıkları için sert mizaçlı insanlardı. Onların davranış biçimi Kur’ân’da bir çok ayette zikredilmektedir. Bu insanların tevhid inancını kabul etmeleri dünyanın en zor işlerinden biriydi. Kimisi Peygamberimize karşı alenen düşmanlık yapıyor, kimisi münafıkça davranıyor ve müşrikler lehine çalışıyordu. Bunu Kur’ân şöyle haber verir: "Bedeviler inkâr ve nifak bakımından daha şiddetlidir. Allah'ın, Peygamberine indirdiği sınırları bilmemeye de onlar daha yatkındır. Allah (her şeyi) bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. ”[2]

Bedevilerin bir kısmı bencildi ve mescid/mabed adabını bile bilmeyecek kadar cahillerdi. Bir keresinde Hz. Peygamber (s.a.v) Mescid-i Nebi’de oturuyordu. İçeriye bir bedevi girdi ve namaza durdu. Namazı bitince "Ey Allah’ım! Bana ve Muhammed’e merhamet eyle! Bizimle birlikte bir başkasına merhamet eyleme!” diye dua etti. Onun duasını işiten Peygamberimiz kendisine döndü ve "Allah’ın geniş olan rahmetini daralttın!” buyurdu. Bir müddet sonra bedevi şahıs kalktı gitti ve Mescid-i Nebi’nin bir köşesine bevl etmeye başladı. Bu saygısızlık karşısında öfkelenen Ashab-ı kiram, ona haddini bildirmek için ayağa kalkıp onun üzerine doğru yürüdüler. Peygamberimiz hemen müdahale etti ve "Onu bırakın. İşini görsün. Sonra oraya bir kova su dökersiniz. Çünkü siz kolaylaştırıcı olarak gönderildiniz, zorlaştırıcı değil!” buyurdu. Bedevi, işini bitirince Peygamberimiz onu yanına çağırdı ve "Bu mescitler ne abdest bozmak için, ne de başka pislik yapmak için değildir. Buralar Allah’ı zikretmek, namaz kılmak ve Kur’ân okumak için yapılmıştır” buyurarak nasihat etti.[3]

Bazen bedeviler Peygamberimize karşı çok kaba ve kırıcı olurlardı. Ama Allah Resûlü hiçbir zaman onlara kızmaz, hoşgörüyle davranır ve isteklerini yerine getirirdi. Yine bir keresinde bedevinin biri koşarak geldi ve Allah Resûlü’nün ridasını şiddetli bir şekilde çekti. Hz. Peygamber’in üzerinde Necran kumaşından yapılmış sert yakalı ve kaba bir ridası vardı. Peygamberimiz, adama doğru döndü. Ridası yırtılmış ve yakası da boynunda kalmıştı. Ardından bedevi: ‘Yâ Muhammed! Develerime erzak yükle. Çünkü sendeki mal; ne senindir, ne de babanındır’ dedi. Hz. Peygamber bu kaba harekete üzülmüştü. Buna rağmen tebessümle bedeviye döndü ve "Önce özür dilemelisin!’ buyurdu. Bedevi, ‘Hayır özür dilemiyorum!’ şeklinde karşılık verdi. Allah Resûlü bedevinin kabalığına bakmayarak Ashâb-ı kirâma dönüp: ‘Bu adamın develerinin birine arpa, diğerine hurma yükleyin’ buyurdu. İsteği yerine getirilen bedevi sevinerek gitti.” [4]

 

Beni Süleym Bedevilerinin Müslüman Oluşu

Düşmanca tavırları olanlardan bir topluluk da Beni Süleym bedevileri idi. Bunlarla ilgili bir olayı Hz. Ömer şöyle anlatır:[5] "Resûlullah ashabının yanındayken bir bedevi geldi. Bir keler avlamıştı, elbisesinin yeninde taşıyarak bineğinin yanına geldi Orada bir grup insan gö­rünce: "Bunlar kimin etrafına toplanmış?" dedi. Oradakiler; "Peygamber olduğunu söyleyen şu kişinin etrafına" dediler. Bedevi, insanları yararak geçti ve Resû­lul­lah’ın yanına vardı. Dedi ki: "Ey Muhammed! Anneler senden daha yalancı ve kötü birini karınlarında taşımadı. Eğer kavmimin beni acelecilikle suçlamayacağını bilsem hemen şu anda sana saldırır ve öldürürdüm. Senin ölümünle de bütün insanları sevindirirdim." O anda Hz. Ömer: "Ya Resûlallah! Bırak da şunu öldüreyim" dedi. Resûlullah şöyle buyurdu: "Bilmez misin halîm (anlayışlı) kişi neredeyse peygamber olacaktı (onun derecesi çok yüksek)." Adam tekrar: "Lat ve uzza’ya yemin olsun ki ben sana hiçbir zaman iman etmedim" deyince Resûlullah sordu: "Ey Bedevi! Böyle konuşmana, yanlış şeyler söylemene ve meclisimde saygısızca davranmana seni iten sebep nedir?" Bedevi, Resûlullah’ı küçük görerek: "Bir de konuşuyorsun ha. Lat ve uzza’ya yemin olsun ki şu keler sana iman etmedikçe ben de iman etmeyeceğim" dedi ve elbisesinin yeninde bulunan keleri (kertenkeleyi) çıkarttı, Resûlullah’ın önüne attı. Tekrar: "İşte bu kertenkele sana iman ederse ben de sana iman edeceğim" dedi. Resûlullah: "Ey kertenkele!" diye seslenince hayvan fasih bir Arapça ile herkesin anlayacağı şekilde: "Ey Kainatın Rabbinin gönderdiği elçi! Buyur, emret!" dedi. Resûlullah: "Kime kulluk ediyorsun?" diye sorunca "Semada arşı, yeryüzünde saltanatı, denizde yolu, cennette rahmeti ve cehen­nemde azabı olana ibadet ediyorum" diye cevap verdi. Resûlullah: "Ey kertenkele! Ben kimim?" dedi. Kertenkele: "Sen Kainatın Rabbinin elçisisin ve Peygamberlerin so­nuncususun. Seni tasdik eden kurtulur, yalanlayan hüsrana uğrar" dedi. Bunlara şahit olan bedevi hemen: "Ben de şehadet ederim ki sen gerçekten Allah’ın Resûlüsün. Buraya geldiğimde yeryüzünde senden daha fazla buğz ettiğim kişi yoktu. Şu anda sen bana canımdan da babamdan da daha sevimlisin. Ben sana bütün saçım, derim, içim, dışım, sakladığım ve saklamadığım her şeyimle iman ettim" dedi.

Bunun üzerine Resûlullah: "Seni şu dine hidayet eden Allah’a hamd olsun. O din ki yücedir, onun üstün­de bir şey yoktur. Allah onu ancak namazla, namazı da Kur’ân okumakla kabul eder" buyurdu ve ona el-Hamdülillah ve (İhlas) Kul hüvallahü ehad surelerini öğretti. Bedevi: "Ya Resûlallah! Bundan daha güzel bir söz işitmedim" deyince Resûlullah: "Bu, kainatın Rabbinin kelamıdır. Şiir değildir. Kul hüvallahü ehad’ı bir kere okursan Kur’ân’ın üçte birini okumuş gibi olursun. Kul hüvallahü ehad’ı iki kere okursan Kur’ân’ın üçte ikisini okumuş gibi olursun. Kul hüvallahü ehad’ı üç kere okursan Kur’ân’ın tümünü okumuş gibi olursun" buyurdu.

Bedevi: "İlahımız, ne güzel ilah. Az ameli kabul ediyor ve ona çok ecir veriyor."[6] Resûlullah: "Bu bedeviye mal verin" dedi. Ona bolca mal verdiler. Abdurrahman b. Avf: "Ya Resûlallah, benim acem devesinden dü­şük, Arap devesinden daha fazla kıymete sahip 10 ay­lık gebe bir devem var. Allah'a yakınlaşmak için bunu ver­mek istiyorum" dedi. Rasulullah: "Sen ona vereceğin devenin vasfını açıkladın. Ben de Allah'ın Cen­nette sana karşılık olarak vereceği devenin evsafını açıkla­yayım mı?" buyurdu. Abdurrahman b. Avf, "Evet, açıkla" karşılığını verince şöyle buyurdu: "Kıyamet gününde sana içi oyulmuş inciden yapılmış bir deve verilecektir. Ayakları yeşil zebercetten, boynu sarı ze­ber­cet­tendir. Üzerinde bir mahfil vardır. Mahfilin üzerinde ipek ve ibrişimler vardır. Bu deve seni sırat üzerinden şim­şek gibi geçirecektir."

Sonra bedevi ayrıldı. Yolda 1000 kadar süvari bedevi gördü, ellerinde bin mızrak ve bin kılıç vardı. Onlara: "Nereye gidiyorsunuz?" deyince bedeviler: "Şu yalancı, kendisinin Peygamber olduğunu iddia eden adamla savaşmaya gidiyoruz" dediler. Bedevi: "Ben şehadet ederim ki Allah’tan başka ilah yoktur ve Muhammed O’nun Resûlüdür" deyince onlar: "Sen din değiştirmişsin" diye karşılık verdiler. Bunun üzerine o bedevi başından geçenleri anlattı. Onların hepsi: "La ilahe illallah, Muhammedün Resûlullah" dediler. Sonra Resûlullah’ın yanına ulaştılar. Peygamberimiz onları ridasını giymiş olarak karşıladı. Bedeviler binek­le­rin­den inip Resûlullah’a koştular ve ondan rast gelen yeri öpmeye başladılar. Şöyle diyorlardı: "La ilahe illallah, Muhammedün Resûlullah. Bizi de emrin altına al, ya Resûlallah!"

Resûlullah: "Halid b. Velid’in sancağı altına girin" buyurdu. Benî Süleym dışında hiçbir bedevi kabilesi böyle 1000 kişi ile birden iman etmemişti."[7]

 

Sonuç

Hz. Peygamber o dönemde çölden gelen bedevilere tahammül ediyor, onların sert davranışlarını tolere ediyor, kendilerine sabır ve hoşgörü ile davranıyordu. Çünkü biliyordu ki bunlar samimi insanlardı. Sert davranışları zor şartlarda yaşamalarından ve eğitimsiz olmalarından kaynaklanıyordu. Onun bu olgun davranışı insanları etkiliyor, daha kısa sürede İslâm’ı tanımaları ve Müslüman olmalarını sağlıyordu.

Peygamberimizin davranışları dengeliydi. Onun affetmediği şey ihanet idi. Bu sebeple Medine’de ihanet eden, Mekke’deki ve çöldeki müşriklerle Müslümanlar aleyhinde işbirliği yapan Yahudi kabilelerini affetmiyordu. Ancak onlara karşı düzenlediği seferlerde bile sabır ve merhametini bırakmıyor, teslim olan bu kabilelerin başka yerlere gitmelerine izin veriyordu. Çünkü o merhamet peygamberiydi. Bu nedenle düşmanları bile ona saygı duyuyor, dürüstlüğünde zerre miktarı şüphe etmiyorlardı.

Beraber yaşamak; insanların birbirlerine karşı hoşgörülü olması ve paylaşmayı bilmesi ile süreklilik arzeder. Bunun sağlanması da dini eğitimin ahlâk boyutuna bağlıdır. Dini bilen kişiler ve dindarların hoşgörüde önder olmaları gerekir. Çünkü onlar şahid bir ümmettir. Doğruluğun, dürüstlüğün ve ahlâkın şahidi bir ümmet. Bunlar manevi konulardır. Bizim maddi dünyamıza ötelerden gelmiş yada öğretilmiş söz konusu değerler bu dünyanın cennet haline gelmesini sağlayacaktır.

 

KAYNAKLAR

1-Buhârî, Ebu Abdullah Muhammed b. İsmail, el-Camiu’s-Sahih,, Daru İbn Kesir, Beyrut, 1407

2-Ebû Dâvud, Süleyman b. Eş’as es-Sicistani, Daru’l-Fikr, es-Sünen, Darul’Fikr

3-Michael H. Hart, The 100: A Ranking of the Most Influential Persons in History, (Trc. EN ETKİN 100)
4-Müslim b. Haccac, Ebu’l-Hüseyin, el-Camiu’s-Sahih, Daru İhyai Türasi’l-Arabi, Beyrut

5-Nesâi Ebu Abdurrahman Ahmed b. Şuayb, es-Sünen, Mektebetü’l-Matbaati’l-İslamiyye, Haleb 1406

6-Oral, Rıfat, Buluğu’l-Meram Şerhi (İbadet Günlerinde İbadet ve Sosyal Hayat), Esra Yayınları Konya, 2012

7-Taberani, Ebu’l-Kasım Süleyman b. Ahmed, el-Mucemu’l-Evsat, Daru’l-Haremeyn, Kahire 1415

8-Taberani, el-Mucemu’s-Sağir, el-Mektebu’l-İslâmî, Daru Ammar, Beyrut

9-Tirmizî, Ebu İsa, Muhammed b. İsa, es-Sünen, Daru İhyai’t-Türasi’l-Arabi, Beyrut

 

 

 

 

[1] Bk. Michael H. Hart, The 100: A Ranking of the Most Influential Persons in History. Bu kitap bütün dünya dillerine tercüme edildi. Türkçe’ye de "EN ETKİN 100” adı ile çevrildi ve çeşitli yayınevleri tarafından basıldı. Halen piyasada bulunmaktadır.

 

[2] Tevbe Suresi, 9/97

 

[3] Buhârî, Ebu Abdullah Muhammed b. İsmail, el-Camiu’s-Sahih, Vudû 57, 58; Edeb 35, 80, Daru İbn Kesir, Beyrut, 1407; Müslim b. Haccac, Ebu’l-Hüseyin, el-Camiu’s-Sahih, Taharet 30, Daru İhyai Türasi’l-Arabi, Beyrut; Nesâi Ebu Abdurrahman Ahmed b. Şuayb, es-Sünen, Tahâret, 45, Mektebetü’l-Matbaati’l-İslamiyye, Haleb 1406; Ebû Dâvud, Süleyman b. Eş’as es-Sicistani, Daru’l-Fikr, es-Sünen, Tahâret 136, Darul’Fikr; Tirmizî, Ebu İsa, Muhammed b. İsa, es-Sünen, Tahâret 112, Daru İhyai’t-Türasi’l-Arabi, Beyrut

 

[4] Ebû Dâvud, Edeb 1; Nesâî, Kasâme 22

 

[5] Taberani, Ebu’l-Kasım Süleyman b. Ahmed, el-Mucemu’l-Evsat, VI/128 (5996), Daru’l-Haremeyn, Kahire 1415

 

[6] Bu kısımdan itibaren bk. Taberani, el-Mucemu’s-Sağir, II/153 (948), el-Mektebu’l-İslâmî, Daru Ammar, Beyrut

 

[7] Geniş bilgi için bk. Oral, Rıfat, Buluğu’l-Meram Şerhi (İbadet Günlerinde İbadet ve Sosyal Hayat), 3/242-244, Esra Yayınları Konya, 2012

 

 

Önceki Sayfa